rini başkaları için faydalı bir şey yapmışlardır. Zaten bu velilerin çoğu hayatlarında ev, dergâh, bahçe olarak mezarlarını hazırlarlar. Hz. Ebubekir Efendimiz( r. a.)’ in ifadesiyle söylersek, onlar“ Kendilerine mezar hazırlamazlar, kendilerini mezara hazırlarlar.” Yaşadıkları ve ibadet ettikleri yerler, onlar için bir çeşit koza gibidir. Onların mezarlık haline gelmesi, daha sonra ruhaniyetlerinden feyz almak isteyenlerin de onlara komşu olmayı tercih etmelerindendir. Ölüm burada, hemen iki, üç basamak merdiven ve bir, iki setle çıkılıveren bir bahçede hayatla o kadar kardeştir ki, bir nevi erme yolu, yahut aşk bahçesi sanılabilir.
Üstüne eğildikleri Kur’ an sayfalarının aydınlığını benimseyen ve ferdî çizgilerini böylece onda erittikleri yüzleri, bize artık bir insan yerine iyi tezhip edilmiş bir Fatiha gibi ilhamlı ve rahmanî görünen bu insanlar, eski medeniyetimizin belki en güzel ve en iyi taraflarıydı. Kendisi de Dulkadiroğulları sülâlesine mensup olan Sultânü’ ş-Şuârâmız Üstad Necip Fazıl Kısakürek de bu güzel insanların gül cemâlini târif ederken;
“ O yüz, her çizgisi tevhid kaleminden bir satır, O yüz ki, göz değince Allah’ ı hatırlatır.” demiştir.
Onların sayesinde devirlerin sert hayatı yumuşuyordu. Bunlar, devirlerinin asık yüzünde bir şefkat hâlesine benzerlerdi. Bunlar, Müslüman merhametinin ve müsamahasının en güzel misaliydiler. Kendisinin ebedi olduğuna inanan bir topluluk, vefat etmiş bu mukaddes insanlarla âhiret ülkesini fethediyor, onlarla ebediyetteki devletlerini, koza örer gibi kuruyordu. O topluluk Türk milletidir.
Böyle bir toplumun mensubu olan kişi, aklın ve kalbin müşterek bir iman beyannamesi sâyesinde, yolunun açık, ufkunun aydınlık, amacının kesinleşmiş ve hayat sisteminin ana hatlarıyla belirlenmiş olduğunu görür.
Toplumun değişimi ferdin değişimiyle başlar. Değiştirme veya değişim kavramı, bir hâlden başka bir hâle geçiş, ya da önceki durum veya davranıştan uzaklaşma şeklinde tanımlanmıştır. Kur’ an’ da üzerinde durulan ve kulların kurtuluşu için tavsiye edilen değişim, kötü olandan iyi olana; şirkten tevhide, adâletsizlikten adâlete, imansızlıktan imana, batıldan hakka doğru bir tekâmüldür. Ferdin nefsindeki tekâmül topluluğa da mutlaka yansır ve nefisi bükme gücünü kendilerinde bulanlar, toplumdaki kusurları da ıslah etme gücünü gösterirler. Kısacası, atalarımız dünya mutluluğu ve ahiret saadeti için ne yapmamız gerektiğini, bizzat yaşayarak bizlere öğrettiler.
Türkistan’ ın derinliklerinden Anadolu coğrafyasına, Balkanlar’ a, Afrika’ nın içlerinden Sibirya’ ya kadar bütün eski kültür coğrafyamızda bâzan aşılmaz dağların yamaçlarında medfun oldukları yerlerde diri bir insandan daha heybetli, adeta Türkleştirdiği, İslâmlaştırdığı bölgenin en can alıcı yerinde, nokta nöbeti tutmakta ve Rabbimizin buyurduğu‘’ Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, bilakis onlar diridirler, lakin siz anlayamazsınız’’ âyetini bütün sesleriyle biz dirilere haykırmaktadırlar.
Bâzan engin ovalarda, bâzan kadim şehirlerimizin mahalle aralarında, ulu çınarların, serin selvilerin gölgesinde, bâzan mahalle mescitlerinin yanıbaşında karşımıza çıkıveren mütevazı kabirlerinde yatan alperenler, Ahmed Yesevî dervişleri, Müslüman Türklüğün vatan coğrafyasındaki tapu senetleridir.
İpek Yolu Medeniyetleri 110