Resulullah ile beraberliği bulunan kimse sahabidir.
Bu üç tanıma göre Peygamberle bir arada bulunup
görmek zikir edilir geniş tanım ve en tartışılan
tanım ise İbn-ü Hacer’in görüşüdür: Resulullah
‘mülaki olan ve İslam üzerine ölen kimsedir’
der. Hadislerin hiçbiri kafadan söylenen terimler
değildir. Mutlaka dayandırıldıkları temel vardır.
Hadisçiler tarafından tüm sahabeler adil kabul
edilir ve adaletlerinden şüphe duyulmaz. Adaletten
kasıt hadisçilerin büyük günah işlememeleri ve
küçük günahta da ısrarcı olmamalarıdır.’’
Emine
Çelebi tarihçilerin sahabe anlayışı
konusunda şöyle konuştu: “İslam tarihi
Müslümanların yazdıkları ve Müslümanlara
yazılanlar olarak tebliğ edilmektedir. Müslüman
tarihçi olayları inceleyip sentez yapmalıdır.
Hadiselere bütüncül bakmalıdır. Böylece
Müslüman tarihçinin objektif olması gerektiği
gerçeği ortaya çıkar. Ulaştırılan her haberi
içeriğine dokunmaksızın tarihi olguyu anlamaya
çalışmalıdır. İslam kitapları kaynaklarından en
önemlisi olan İbn-i Sad’ın ‘Tabakat’ eserinde
ve işlediği konularda İslam kaynaklarından
bahsetmiştir.’’
Fakihlerin sahabe anlayışını İlahiyat Fakültesinden
Habibe Yetiş şu şekilde anlattı: “Fakihlerin
yaptıkları ekilektik tanıma dayanarak Peygamberin
sağlığında ona iman etmiş, sohbet etmiş çeşitli
alanlarda yanında bulunmuş, ona tabii olmuş,
inanmış hiçbir şey rivayet etmese de iman üzere
ölmüş kişidir. Bazı âlimler sahabe sayılmak için
belirli bir zaman geçmesi gerektiğini savunurken
bazı âlimler ise peygamberle bir arada bulunan
kişilerinde sahabe sayıldığını, ondan hadis rivayet
ettiğini söyler. Yani kısacası âlimlerin farklı şart ve
düşünceleri vardır. Adalet konusunda ise adaletli
davrananların kurtuluşa ermiş sahabeler olduklarını
söylerler.”
İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fikret
Karaman’ın isteği üzerine kürsüye gelen Başbakan
Başmüşaviri Doç. Dr. Necdet Subaşı “İlahiyatın
öne çıkmasını ülkemizin gelişimi için yeni fikirler
ve zamana bağlı olarak saygın literatürü de bir din
olarak almalı ve âlimler kendi gerçek zamanlarının
sahipleri olmalıdırlar. Âlimler sorumluluklarının
gereği olarak dini öne çıkararak dini aktif hale
getirmeye çalışmalı. Bizler yüzünden yara alan
din kimseye kaptırılmamalı ve her zaman canlı
tutulmalıdır.’’ dedi.
Haber: Nazime CAVLAN - Şükran SULUBAY
İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ HABER BÜLTENİ
20