Kayranlılann hiçbiri plandan şikâyetçi olmadı.
Thomas onlann dışan çıkar çıkmaz kendisiyle aynı tepkiyi
vermelerini izledi. Nefes almakta güçlük çekiyorlar, gözlerini kısıp
umutsuzca bakıyorlardı. Hepsinin de Fare Adam’m söylediklerinin
doğru olmamasını, kötü günlerin Labirent’te sona ermesini umduğuna
bahse girebilirdi. Fakat kafa yiyen metal toplan ve bu çölü gördükten
sonra bir daha hiçbirinin böyle şeyler umut etmeyeceğine emindi.
Yola çıkmadan önce bazı düzenlemeler yapmalan gerekiyordu.
Yiyecekler ve su poşetleriyle başta yaptıklan bohçalann yansından
fazlasını doldurmuşlardı; kalan çarşaflarla da güneşten korunacak
lardı. Sonuçta her şey, Jack ve YVinston için bile, şaşırtıcı bir şekilde
1
yolundaydı ve sert, toprak zeminde yürümeye başladılar. Thomas nasıl
oldu bilmiyordu ama çarşafını Aris’le paylaşıyordu. Belki de onunla
birlikte olmak istediğini, Aris’in, Teresa’ya ne olduğunu çözebüeceği
tek kişi olabileceğini kabullenmek istemiyordu.
Thomas sol eliyle çarşafın ucunu tutuyordu, sağ omzuna da bir
bohça atmıştı. Aris sağındaydı; ağır bohçayı her yanm saatte bir değiş
tirmeye karar vermişlerdi. Şehre doğru adım adım ilerlerken sıcaklık
her yüz metrede bir hayatlanndan bir gün alıyor gibi hissediyorlardı.
Uzun süre konuşmadılar fakat Thomas sonunda sessizliği bozdu.
“Demek daha önce Teresa adım hiç duymadın?”
Aris ona sert bir bakış atınca Thomas ses tonunda hafif bir suç
lama olduğunu fark etti. Ama geri adım atmadı. “Duydun mu?”
Aris bakışlarını önüne çevirdi ama şüpheli bir şeyler vardı. “Hayır.
Hiç duymadım. Onun kim olduğunu ya da nereye gittiğini bilmiyorum.
Ama en azından onun gözünün önünde öldürülüşüne tanık olmadın.”
Bu çok sert olmuştu fakat nedense Thomas’ın Aris’i daha fazla
sevmesini sağladı. “Biliyorum, üzgünüm.” Diğer sorularını sormadan
önce bir süre bekledi. “Siz ne kadar yakındınız? Adı ne demiştin?”
106