boyunca yara izleri taşıyacaktı. Thomas yanmış kafasında bir daha
saç çıkabileceğini sanmıyordu.
“Tava, Jack!” diye seslendi Minho. “Winston’in kalkmasına yar
dım edin. Aris, sen de düşürdüğü eşyaları topla, birkaç kişi de onlan
taşımana yardım etsin. Gidiyoruz. Dışarıdaki ışığın ne kadar parlak
ya da tehlikeli olduğu umurumda değil. Kafamın bovling topuna dö
nüşmesini istemiyorum.”
Çocukların söylediklerini yapıp yapmayacaklarım görmek için
beklemeden arkasını döndü. Thomas bu hareketiyle onun başanlı
bir lider olduğunu düşündü. “Thomas ve Newt, gelin!” diye seslendi
omzunun üzerinden. “Önce üçümüz çıkacağız.”
Thomas, korkmuş ama daha çok meraklı görünen Newtle bakıştı.
Devam etmek istiyordu. Thomas da aynı şeyi hissediyordu ve her
ne kadar bu düşüncesinden hoşlanmasa da o an her şey, Winston’a
olanlardan sonra onunla ilgilenmekten daha iyi geliyordu.
“Hadi gidelim,” dedi Newt, sesi ikinci kelimeyi söylerken biraz
daha yükselmişti; kendilerine söyleneni yapmaktan başka çareleri
yok gibiydi. Fakat yüz ifadesi ne düşündüğünü ele veriyordu: o da
Thomas gibi zavallı W inston’dan uzaklaşmak istiyordu.
Thomas başıyla onayladı ve Winston’in yaralı başma bakmamaya
çalışarak dikkatlice onun üzerinden geçti. Derisinin o görüntüsü mi
desini bulandırıyordu. Kenara çekilip Tava, Jack ve Aris’in işlerini
yapmak üzere yanından geçmesine izin verdi ve ardından merdivenleri
ikişer ikişer çıkmaya başladı. Newt ve Minho’nun peşinden, güneşin
onlan âdeta kapının hemen dışında beklediği yere çıkmaya koyuldu.
99