Test Drive | Page 86

Thomas’ın gözleri doldu ya da belki de alnından akan ter gözlerine giriyordu. Ama gözleri yanıyordu. Hava sanki bir milyon derece olmuş gibiydi. Kaslan gerildi; bacakları ağrımaya başladı. Kramp giriyordu. “Yap şunu!” diye bağırdı her şeyi yok sayıp bir kez daha denemek için eğilirken. “Bir! İki! Şimdi!” Yayılan metali iki yanından sıkıca tutup tuhaf yoğunluğunu bir kez daha hissetti ve çekerek Winston’m başından çıkarmaya çalıştı. Winston onu duymuştu ya da yalnızca şans eseriydi fakat aynı anda o da sanki alnını kafasından ayırmak ister gibi yapışkan maddeyi itmeye başladı. Gevşek, kaim ve ağır gümüşün tamamı çıktı. Thomas hiç tereddüt etmeden onu başının üzerinden merdivenlerden aşağı attı ve ne olduğunu görmek için arkasına döndü. Gümüş, havada uçarken hızla küre şeklini aldı, yüzeyi hafifçe dalgalandıktan sonra katılaştı. Çocukların birkaç basamak altında, sanki kurbanına son kez bakıp neyi yanlış yaptığım düşünürcesine durdu. Ardından karanlıkta kaybolana dek aşağı yuvarlandı. Gitmişti. Ve nedense bir daha saldırmadı. Thomas derin bir nefes aldı; vücudunun her yeri terden sırılsık­ lam olmuştu. Omzunu duvara yasladı, arkasında ağlayan Winston’a bakmaya korkuyordu. En azından çığlıkları kesilmişti. Thomas sonunda dönüp ona baktı. Çocuk berbat bir haldeydi. Yerde kıvrılmış titriyordu. Saçlan artık yoktu ve derisi yer yer kanıyordu. Kulakları kesilmişti, yara olmuştu ama kopmamıştı. Acıdan ve muhtemelen yaşadığı travmanın etkisiyle hıçkırıyordu. Başındaki kanayan yaralan düşününce sivilceli suratı oldukça temiz görünüyordu. “İyi misin, dostum?” diye sordu Thomas, dünyanın en saçma sorusunu sorduğunu bile bile.