Test Drive | Page 82

Luoıreni: Aiev ueneyıerı hâlâ sanki üzerlerine milyonlarca fener tutuluyormuş gibi geliyordu fakat biraz daha dayanılır bir hâl almıştı. Biraz daha zaman geçince parlaklığa alıştı. Tavandaki kapının hemen altında duran Minho ve Newt’in yak» laşık yirmi basamak aşağısında olduğunu fark etti. Tavandan yayılan üç çizgi halindeki parlak ışıklar kapının yerini belli ediyordu. Etrafla­ rındaki her şey; duvarlar, merdiven ve kapı gri metalden yapılmıştı. Thomas geldikleri yöne doğru bakınca merdivenlerin aşağıdaki ka­ ranlıkta kaybolduğunu gördü. Tahmin ettiğinden de fazla çıkmışlardı. “Hâlâ kör olan var mı?” diye sordu Minho. “Göz bebeklerim kömüre döndü.” Thomas da aynı şeyi hissetmişti. Gözleri yanıyor, kaşınıyor ve sulanıyordu. Etrafındaki çocuklar da gözlerini ovuşturuyorlardı. “Dışarıda ne var?” diye sordu biri. Minho bir elini gözlerine siper edip kapının açık kısmından dışan göz atarken omuz silkti. “Bilmiyorum. Tek görebildiğim parlak ışık, belki gerçekten de güneşe çıkmışızdır. Ama orada başkaları olduğunu sanmıyorum.” Duraksadı. “Ya da Deliler’in.” “Buradan çıkalım öyleyse,” dedi Winston; Thomas’m iki basa­ mak aşağısındaydı. “Metal bir topun saldırısına uğramaktansa güneş yanığı olmayı tercih ederim. Hadi gidelim!” “Tamam, Winston,” diye karşılık verdi Minho. “Acele etme hemen. Gözlerimizin ışığa alışması için beklemek istedim. Kapıyı tamamen açacağım, hazır olun.” Bir basamak daha çıktı, böylece sağ omzuyla metal levhaya bastırdı. “Bir. İki. Üç!” Homurtuyla bacaklarını dikleştirerek yukan kalktı. Berbat bir gıcırtıyla kapı açılınca içeri ışık ve sıcaklık doldu. Thomas hemen ba­ şım aşağıya eğip gözlerini kıstı. Saatlerdir zifirî karanlıkta olmalarına rağmen yine de böyle bir parlaklık imkânsızmış gibi görünüyordu. 92