döngüyü yalnızca Teresa’nın söylediği sert cümleleri hatırlamasıyla
bozuluyordu. Labirent’ten ve Chuck’ın ölümünden sonra ona umut
veren tek şey Teresa’ydı. Ama artık o da yoktu ve yemek yemeden
üç gün geçirmişlerdi.
Açlık. Perişanlık.
Saatine bakmaya bir son vermişti, bu ona sadece ne zamandır
yemek yemediğini hatırlatıyordu fakat üçüncü gün öğleden sonra
ortak alandan bir uğultu duyuldu.
Kapıya doğru baktı, kalkıp ne olduğuna bakması gerektiğini bi
liyordu ama zihni çoktan yan uyur bir haldeydi.
Belki de hayal etmişti. Fakat sonra tekrar duydu.
Kendine kalkmasını söyledi.
Ama uykuya daldı.
“Thomas.”
Bu, Minho’nun sesiydi. Zayıf fakat en son duyduğu zamankine
göre daha güçlü.
“Thomas, dostum, uyan.”
Thomas gözlerini açınca bir kez daha uykusunda ölmediğine
şaşırdı. Başta her şey bulanıktı ve gördüğünü sandığı şeyin gerçek
olduğuna inanamadı. Ama sonra görüntü netleşti, karşısındaki kırmızı
yuvarlak sanki cennete bakıyormuş gibi hissetmesine neden oldu.
Bir elma.
“Nereden...” Cümlesini tamamlayamadı, bir tek kelime tüm gü
cünü tüketmişti.
“Ye hadi,” dedi Minho elmasından bir ısınk alıp.
Thomas başını kaldırınca arkadaşının kendi elmasım yediğini
gördü. Ardından güçl