“Haklısın,” diye cevap verdi Newt ve ayağa kalktı. “Heyecan baş
layana kadar gidip başkasını rahatsız edeyim. Bir an önce bir şeyler
olsa iyi olur, acıktım.”
“Ne dilediğine dikkat et.”
“Pekâlâ.”
Newt yanından uzaklaşınca Thomas arkasına yaslanıp üstündeki
ranzanın tahtasına baktı. Gözlerini kapadı ama düşüncelerinin karan
lığında Teresa’nın yüzü belirince hemen açtı. Bu durumun üstesinden
gelecekse onu şimdilik unutması gerekiyordu.
Açlık.
Sanki içimde bir hayvan tuzağa düşmüş gibi, diye düşündü
Thomas. Üç gündür hiçbir şey yememişlerdi ve pençeli bir hayvan
midesini kazıyarak dışan çıkmaya çalışıyor gibi hissediyordu. Bunu
her saat, her dakika, her saniye hissediyordu. Mümkün olduğunca
sık banyoya gidip su içiyordu ama bu, içindeki yaratığı göndermeye
yetmiyordu. Hatta onu daha da güçlendiriyor gibiydi.
Diğer çocuklar şikâyetlerini dışa vurmuyorlardı ama onlar da
böyle hissediyordu. Thomas onların başlan eğik, ağızlan açık bir
şekilde her bir adımda bin kalori yakıyormuş gibi yürüyüşlerini izledi.
Dudaklannı çok sık yalıyorlardı. İçlerindeki yaratığı sakinleştirmeye
çalışırcasma ellerini kannlanna bastınyorlardı. Tuvalete ya da su
içmeye gitmedikleri sürece kıpırdamıyorlardı. Onlar da Thomas gibi
yataklannda yatıyorlardı. Gözleri çökmüş, renkleri solmuştu.
Thomas bunu öldürücü bir hastalık gibi düşünüyordu ve diğer
lerinin de kendisiyle aynı durumda olduğunu görmek, bunun göz
ardı edemeyeceği bir şey olduğunu hatırlatıyordu. Gerçekti. Ölüm
kapıdaydı.
Huzursuz bir uyku. Banyo. Su. Güçlükle yeniden yatağa yürümek.
Geçmişini hatırlatan rüyalan görmediği huzursuz bir uyku. Bu korkunç
56