olmadığı için durumu kabullenerek çalışmaya ve etrafı keşfetmeye
başladık.”
“Fakat burayı zaten araştırdık,” diye karşı çıktı Thomas. “Hay
vanlar, yiyecek ya da Labirent yok.”
“Evet ama bir düşünsene. Bu da benzer bir durum. Belli bir
amaç için burada olduğumuz ortada. Mutlaka ne olduğunu bulacağız.”
“Açlıktan ölmezsek.”
Newt banyoyu gösterdi. “Yeterince suyumuz var, ölmeden önce
birkaç gün bizi idare eder. Bir şey olacak.”
İçinde bir yerde Thomas da buna inanıyordu ama sadece kafa
sında netleştirmek için tartışmaya devam etti. “Peki ya gördüğümüz
o ölüler? Belki bizi gerçekten de kurtarmışlardı ve bu yüzden öldü
rüldüler, şimdi yine mahvolmuş olabüiriz. Belki de bir şey yapmamız
gerekiyordu ama işler bozulunca burada ölüme terk edildik.”
Newt kahkaha attı. “Ne kadar da depresifsin. Hayır, cesetlerin
sihirli bir şekilde kaybolması ve camın önüne duvar örülmesinden
yola çıkarak söylüyorum, bu, Labirent’e benzer bir şey. Tuhaf ve açık
lanması imkânsız. Son büyük sır. Belki de bir sonraki sınavımızdır,
kimbilir. Burada her ne dönüyorsa, bir şansımız olacak, tıpkı o lanet
Labirent’te olduğu gibi. Buna eminim.”
“Evet,” diye mırıldandı Thomas, rüyasını onunla paylaşıp pay
laşmaması gerektiğini düşünüyordu. Daha sonra anlatmaya karar
verdi. “Umanm hakhsmdır. Izdırap Verenler ortaya çıkmadığı sürece
iyi olacağız.”
Thomas daha cümlesini bitirmeden Newt başını iki yana sal
lamaya başlamıştı. “Lütfen, dostum. Ne dilediğine dikkat et. Belki
daha kötüsünü gönderirler.”
Thomas’ın akima Teresa geldi ve birden tüm konuşma isteği kay
boldu. “Hangimiz depresif düşünüyorduk?” dedi kendini zorlayarak.
55