Thomas içinde duyduğu öfkenin yüzüne yansıdığını umarak
0 baktı. Daha önce hiç bu kadar sinirli hissetmemişti; en azından
na
hatırladığı kadarıyla.
“Merhaba desene, A n s,” dedi Teresa. Ardından en kötüsünü
yaptı; gülümsedi.
“Selam, Tommy,” dedi çocuk arkasından. Bu kesinlikle oydu fakat
ses tonu daha önceki gibi arkadaş canlısı değildi. “Yeniden seninle
olmak çok heyecanlı.” Bıçağın ucu, Thomas’m sırtına değdi.
Thomas sessizliğini korudu.
“Eh, en azından bu konuda olgun davranıyorsun,” dedi Teresa.
“Beni takip edin; neredeyse geldik.”
“Nereye gidiyoruz?” diye sordu Thomas sert bir ifadeyle.
“Yakında göreceksin.” Dönüp mızrağını baston gibi kullanarak
ağaçların arasından yürüm eye koyuldu.
Thomas, A ris’e kendisini itme zevkini yaşatmadan aceleyle iler
ledi. Ağaçlar kalınlaşıp sıklaşıyordu ve ay ışığı azalıyordu. Karanlık
bastmnca ruhu içinden çekiliyormuş gibi hissetti.
Sıkbir çalılığın, girişinde duvar görevi gördüğü bir mağaraya ulaştılar.
Thomas’a hiçbir şey söylenmemişti; bir an dikenli dalların arasında
ilerlerken hemen sonra dağın kenarında uzun, dar bir deliğe gelmiş
lerdi. İçeride dikdörtgen, yeşü bir ışık yanıyordu ve Teresa çocukların
geçmesi için kenara çekildiğinde ışık yüzünden zombi gibi göründü.
Aris bıçağını tıpkı bir tabanca gibi Thomas’m göğsüne doğru
Atarak onun etrafından dolanıp Teresa’nm karşısındaki duvarın
önüne geçti. Thomas bir ona bir Teresa’ya bakmak dışında bir şey
yapamıyordu. İçgüdüleri ona bu iki kişinin arkadaşı olduğunu söy
lemişti. O ana dek.
“İşte geldik,” dedi Teresa, Aris’e bakarak.
317