James Dashner
Çocuklar barınağa girdiler; Thomas onlara defalarca her şeyi
içeride açıklayacağını söyledi. Brenda onu bulup yanından yürüdü,
¿jna elini uzatmadı ve Thomas endişeyle kanşık bir rahatlama his
setti. Kız hiçbir şey söylemedi ve Thomas da konuşmadı.
Delilerin sefil şehri birkaç kilometre uzakta, tüm haraplığı ve
çılgınlığıyla güneyde kalıyordu. Hiçbir yerde hastalıklı insanlardan bir
iz yoktu. Kuzey yönünde dağlar belli belirsiz görünüyordu, yaklaşık
bir gün uzaklıktaydılar. Sarp ve cansız duran dağlar kahverengi, sivri
uçlu zirvelerle göğe uzanıyordu. Kayalıklardaki çukurlar, sanki bir
dev günlerce büyük baltasıyla tüm öfkesini dağlardan çıkarmış gibi
görünmelerine neden oluyordu.
Barınağa geldiler. Kereste, çürümüş kemikler gibiydi. Sanki
yüzlerce yıldır orada duruyormuş hatta belki dünya mahvolmadan
önce bir çiftçi yapmış gibiydi. Onca şeye nasıl direndiğiyse bir soru
işaretiydi. Ama bir kibritle saniyeler içinde küle dönüşebilirdi.
“Pekâlâ,” dedi Minho, gölge olan yerin en uç kısmını işaret ede
rek. “Orada otur, rahatla ve konuşmaya başla.”
Thomas bu kadar iyi hissettiğine inanamıyordu; yalnızca om
zunda belli belirsiz bir ağn vardı. Artık vücudunda ilaç olduğunu da
sanmıyordu. İSYAN’m üzerine saldığı doktorlar her kimse, işlerinde
oldukça iyüerdi. Oturup herkesin sıcak ve tozlu zeminde bağdaş kura
rak oturup yerleşmesini bekledi. Kendini, ders anlatmaya hazırlanan
ilkokul öğretmeni gibi hissetti; bu da geçmişinden gelen bulanık bir
görüntüydü.
En sona kalan Minho, Brenda’nm yanına oturdu. “Hadi bize o
koca uzay gemisinde uzaylılarla yaşadığın maceraları anlat.”
Buna emin misin?” diye sordu Thomas. “Dağlan geçip güvenli
bölgeye ulaşmamız için kaç günümüz kaldı?”
267