rumalı camın ardındaki koyu renk gözlerin kendisine odaklandı^
gördü. Bir kadının gözleriydi ama bunu nasıl anladığını bilmiyordu1
“Beni duyabiliyor musun?” diye sordu. Evet, maske sesinin boğuk
çıkmasına neden olsa da bir kadındı.
Thomas başını evet anlamında sallamaya çalıştı ama bunu yaplp
yapamadığını bilmiyordu.
“Bunun olmaması gerekiyordu.” Kadın, başını ondan biraz uzak
laştırıp başka bir yöne bakınca Thomas kendisiyle konuşmadığım
fark etti. “Çalışan bir silah şehre nasıl girmiş olabilir İd? Kurşunun
ne kadar paslı ve yapış yapış olduğunu biliyor musun? Mikroplardan
bahsetmiyorum bile.”
Sesi oldukça öfkeli çıkıyordu.
Bir adam cevap verdi. “Bırak artık. Onu geri göndermeliyiz. Bir
an önce.”
Thomas’ın neden bahsettiklerini anlamaları için çok az zamanı
oldu. Omzunda dayanılmaz, yeni bir acı oluştu.
Bir kez daha bayıldı.
Yeniden uyandı.
Tuhaf bir şey vardı. Ne olduğunu anlayamıyordu. Aynı yerden,
aynı ışık parlamaya devam ediyordu; bu kez gözlerini kapamak yerine
yana doğru baktı. Daha iyi görebiliyor, odaklanabiliyordu. Tavanda
gümüş rengi kare fayanslar vardı, her türlü kadran, düğme ve ekran
olan bir mekanizma. Hiç biri bir anlam ifade etmiyordu.
Hemen sonra fark etti. O kadar şok ediciydi ki bunun gerçek
olduğuna inanmakta güçlük çekti.
Ağn hissetmiyordu. Hiç. Hiçbir şey.
Etrafında kimse yoktu. Tuhaf, yeşil uzaylı kıyafetleri, gözlükler
yoktu, kimse omzuna neşter batırmıyordu. Görünüşe bakılırsa yaln^