James Dashrıer
ama ne dediğini anlayamadı. Uzaktan, Delüer’in öfkeli çığlıkları du
yuluyordu. Onlan takip ediyor olabilecek kadar yakından geliyordu.
Sıcak. Hava, yakıcı sıcaklıktaydı.
Omzu âdeta alev almıştı. Acı onu defalarca zehir patlaması ya
şıyormuş gibi delip geçiyordu ve bir kez daha karanlığa süzüldü.
Gözlerini hafifçe açtı.
Bu kez ışık o kadar yoğun değüdi. Parlak alacakaranlık. Sırtüstü
yattığı zemin sertti. Bir taş sırtına batıyordu ama omzundaki acıyla
kıyasladığında bu hiçbir şeydi. Etrafına toplanan çocuklar bir şeyler
fısıldıyorlardı.
Delüer’in kıkırdamaları uzakta kalmıştı. Golsüzünden başka bir
şey görmüyordu, binalar yoktu. Omzundaki acı. Ah, acı.
Yakınında bir yerde ateş yandı. Sıcaklığı, vücudunun üzerinde
hissediyordu; sıcak rüzgârdan yayılan sıcak hava.
Biri, “Onu sıkı tutsanız iyi olur. Kollarından ve bacaklarından,”
dedi.
Zihni hâlâ bulanıktı ama yine de bu cümle hoşuna gitmemişti.
Bir anlık parlama gördü, batan güneşin... bir bıçak üzerindeki
yansıması mıydı? Kırmızı mıydı?
“Bu çok fena acıyacak.” Kimin söylediğine dair hiçbir fikri yoktu.
Müyarlarca dinamitin omzunda patladığını hissetmeden önce
bir tıslama duydu.
BUinci üçüncü kez kapandı.
Uzun bir süre geçmiş gibi geliyordu. Gözlerini yeniden açtığında
yıldızlar, gün ışığından kalan iğneler gibi karanlık gökyüzünde par
lıyordu. Biri elini tuttu. Başım çevirip kim olduğunu görmeye çalıştı
257
'