“Teresa, lütfen. Neler oldu ya da sana ne yaptılar bilmiyorum
ama ben buradayım. Bu çok saçma. Konuş benimle...”
Aniden bir ışık parlayıp ufak bir aleve dönüşünce sustu. Gözleri
doğal olarak onun kibriti tutan eline kaydı. Küçük bir masanın üzerinde
duran mumu dikkatlice, yavaşça yakmasını izledi. Mum yanıp da kız
kibritin sönmesi için ellerini salladığında Thomas sonunda bakışla
rını kaldırdı ve onu gördü. Başından beri haklıydı. Fakat Teresa’yı
görmenin verdiği güçlü heyecanın yerini hemen şaşkınlık ve acı aldı.
Her yeri temizdi. Thomas çölde geçirdikleri o kadar zamandan
sonra onun da kendisi gibi pis olmasmı beklemişti. Kıyafetlerinin kirli
ve yırtık pırtık olacağını düşünmüştü. Saçlarının yağlı, yüzünün lekeli
ve güneşten yanmış olacağım... Fakat aksine, Teresa’nın üzerinde yeni
kıyafetler vardı; temiz saçlan omuzlarından dökülüyordu. Bembe
yaz yüzünü ya da kollarım kirleten hiçbir şey yoktu. Thomas’ın onu
Labirent’te ya da Değişim’den sonra hatırladığı bulanık anılarında
gördüğünden çok daha güzeldi.
Ama gözleri yaşlarla parlıyordu; alt dudağı korkuyla titriyordu;
yanlarına düşürdüğü elleri titriyordu. Teresa’mn bakışlarından, ken
disini tanıdığını fark etti, bir kez daha unutmadığım... ama bu bakışın
altında gerçek bir dehşet vardı.
“Teresa,” diye fısıldadı, içi düğüm düğüm olmuştu. “Sorun ne?”
Kız cevap vermedi fakat gözleri yan tarafa doğru kayıp yeniden
Thomas’a çevrildi. Birkaç damla yaş yanaklarından akıp yere düştü.
Dudakları daha da titremeye başladı ve bastırmaya çalıştığı hıçkırı
ğıyla göğsü inip kalktı.
Thomas ellerini ona doğru uzatarak öne bir adım attı.
“Hayır!” diye bağırdı Teresa. “Uzak dur benden!”
Thomas durdu. Kendini âdeta boğazma güçlü bir darbe almış
gibi hissediyordu. Ellerini kaldırdı. “Tamam, tamam. Teresa, ne...”
Ne diyeceğini, ne soracağını ya da ne yapacağını bilmiyordu. Ama
128