içinden bir şeylerin koptuğu hissi yaratan korkunç duygu gitgide
artıyor, boğazında toplandıkça onu boğmakla tehdit ediyordu.
Teresa’nm yeniden ani bir tepki vermesinden korktuğundan hiç
lapırdamadı. Tek yapabildiği gözlerini ona kilitlemek, bakışlarıyla
hislerini bir şekilde ona anlatmaya çalışmak, kendisine bir şey söy
lemesi için yalvarmaktı. Herhangi bir şey.
Uzun bir sessizlik oldu. Kızın vücudu, sanki görünmez bir şeye
karşı koymaya çalışıyormuş gibi sarsılıyordu... bu ona başka bir şeyi
hatırlattı...
Kayran’dan kaçıp beyaz gömlekli kadının olduğu odaya girdikle
rinde Gally’nin nasıl davrandığım hatırladı. Delirmeden önceki halini.
Chuck’ı öldürmeden önceki halini.
Thomas’m bir şeyler söylemesi gerekiyordu yoksa patlayacaktı.
“Teresa, gittiğinden beri sürekli seni düşünüyorum. Sen...”
Teresa cümlesini tamamlamasına izin vermedi. Öne atılıp iki
uzun adımda Thomas’m karşısına geçti, onu omuzlarından tutup
kendine doğru çekti. Thomas afallamış bir halde kollarım ona doladı
ve kıza o kadar sıkı sanldı ki bir an nefes alamayacağından endişe
lendi. Teresa’nın elleri Thomas’m başımn arkasından yanaklarına
kaydı ve onun kendisine bakmasını sağladı.
Ve öpüşmeye başladılar. Thomas’m göğsünde bir şey patlayıp
gerginliğini, şaşkınlığını ve korkusunu yakıp yok etti. Daha birkaç
saniye öncesine kadar hissettiği acıyı alıp götürdü. Bir an için hiçbir
şey umurunda değildi. Bir daha da umurunda olmayacak gibiydi.
Fakat sonra Teresa geri çekildi. Duvara çarpana dek geriye doğru
ilerledi. Korku, yüz ifadesine geri dönmüştü, ruhuna şeytan girmiş
gibiydi. Aceleyle fısıldadı.
“Benden uzak dur, Tom,” dedi. “Hepinizin benden... uzak durması
gerekiyor. Tartışma. Sadece gidin. Koşun.” Son kelimeleri söylemek
için sarf ettiği çabayla boynu gerilmişti.
129