Test Drive | Page 9

Müjde Aklanoğlu 9 bir türlü söyleyemiyordu. “Gelmeyecek, unut! Vazgeçti!” diyemiyordu! Kocaman adam aciz kalıyordu bu kelimelerin tercümesinde, dili dönmüyor, sesi çıkmıyor, daha çok yaralamaya yüreği el vermiyordu yüreğini. “Kaç gün oldu?” dedi Arda apansız bir oflama gibi. Sitem kokuyordu bekleyişe katılan kelimeleri. Nasıl bir cevap vereceğini bilemedi Timur. Zihninde tarttığı kelimeler, eksik gramajdan yapılmış altından bozma küflü teneke tadı bırakıyordu dimağında. İlk defa o çok güvendiği sarsılmaz soğukkanlılığına eş devrilmez eminliği silkelenerek, duygu bakımından yerle bir olurken bocaladı. Kelimeler ağzının içinde laçkalaşırken, “Sen ayılana kadar… Başından hiç ayrılmadı…” diye onu yatıştırmayı amaçladı. Dişlerinin arasına sıkışmış nefesleri, kesik kesikti. Sağ bacağı öfkesinden kalkmış ve hafif bir ritimle durduğu yerde kıpırdanıyordu. “Lanet olsun… O zaman, şimdi nerede?” Bu, hesap soran sitemli sualine sadece “Bilmiyorum.” diyebildi Timur. Yeşil gözleri gecenin içindeki ateş böceği misali belli belirsiz bir öfkeyle parladı. Kaçtır onun barut kadar keskin sorularına cevapsız kalarak, patlamasına biraz daha yaklaştığının bilincinde, tek bir kibrit çakmamak adına duralıyordu. Bu kadar aciz kaldığını ise hiç hatırlamıyordu! Hazal’ın ailesine sezdirmeden, aramadığı yer, sormadığı kişi kalmamıştı. Onları tedirgin edip huzurlarını kaçırmamak için dolaylı yollardan yoklamıştı. Lanet olsun, avuç içi kadar yerde ufacık kız sırra kadem basmayı nasıl başarmıştı? Elini, şakaklarında sıkıntıyla gezdirdi. “Eve gidecekti… Gitti ve bir daha dönmedi.” Son hâlini anlatamıyordu arkadaşına! Çok şey görmüş geçirmişti ve hayatın sillesini çok farklı şekillerde yemiş olan Timur bile, bir saatte canı çekilmiş gibi çökmüş tazecik bir bedeni, daha evvel hiç görmemişti! Hazal’ın apansız susan hâline eş; bitmiş, tükenmiş, vazgeçmiş, canlı cenazeye dönmüş varlığını hatırlamak istemiyordu. Onların güzel gözlü mavişlerinin bu kadar güçsüz olduğunu düşünmek istemiyordu… Kirpiklerini kısmadan baktığı gözleri hastanenin bomboş bahçesine kaydı yine bıkkınca. Büyük bir beklenti vardı hâlâ içinde, titrek bir mum ışığı dahi olsa da umudu, umuyordu ki geri dönecekti. Gelecekti ve kardeşinin acıları son bulacaktı… Yoldan gelip geçenleri seyretti bir zaman sıkıntıyla. Zaman geçiyordu ya, içindeki ürkek umut, ayaza kafa tutan bir ateş gibi hiç olmadığı kadar titreyerek yanıyordu bağrında… Bir zaman sonra, odadaki gergin sessizliği yırtarcasına Timur “Sanırım…” dedi ve sustu. Ortama sızan sesindeki kocaman bir soru işaretiydi bu! Sanırım…?