Test Drive | Page 10

10 Baksana Talihe “Sanırım ne?” dedi merakla Arda. Bir şeylerin beklentisi içinde bedeni döndü sağ yanına ve yastıklara yaslandı hafif sakalları çıkmış yanakları. Bandajlarla sarılı somurtuk yüzü, sesin geldiği yöne, cama döndü tekrar. Belki bir bildiği vardır… Söylemediği bir şey… “Biri… Bir şey mi dedi? Canını yakacak bir şey mi duydu? Aklım almıyor Timur…! Olanları düşündükçe, kafamdaki tüm eylemler duruyor ve sorularım yanıtlanamadan çoğalarak can alıcı öfkeye dönüşüyor. Yapmaz benim Mavişim diyorum. Gitmez, bırakmaz sevdiğini bu hâlde… Sonra veda eder gibi olan konuşması geliyor aklıma… Ne oldu ona, neden koptu benden bir anda?” Geride hep, sadece tek bir soru kalıyordu! ‘Sebep ne?’ “Arda… Sen ne biliyorsan, ben de o kadarını biliyorum emin ol. Birden içine kapandı. O Hazal gitti; bizim o tatlı, patavatsız Mavişimiz soldu, cıvıl cıvıl görüntüsü gözlerimin önünde katloldu. Katılmış, ruhsuz, duygusuz, düşüncesiz, hissiz bir fosil oldu anında. Sanki nefes alamıyormuş gibi, içi çekiliyormuş gibi, her saniye ölüme dokunan dermansız bir hasta gibi soyutlandı aramızdan… Bir tek seni seyretti ve sustu. Tek kelime konuşmadı sen ayılana kadar. Sadece üzgündü. Endişesinin kaynağının, senin hayal kırıklığına uğraman olduğunu sandım başlarda. Ben bir saatte, bin yaş yaşlanan bir bakış daha önce hiç görmemiştim. Üzgün dedim… Üstelemedim...” “Üzgün olsa gelirdi… Gelmiyor…”dedi kırgın sesini saklama gereği duymadan Arda. İlk yıkılışı değildi elbette ama son olacağı kesindi bu vakitten sonra! Kanıksal yasaklarını çok zaman önce yıkarak hissettiği kahrolası duygusal şey, öyle geçiştirilecek, iyileştirilecek bir yara değildi. Sanıldığından çok daha acıydı! Hem de ne acı! Öfkesi, bentlerini yıkmış taşkın bir deniz gibi kabararak soyut hâle bürünürken, içindeki ket vurulmuş nefreti, her saniye körüklenmiş ateş gibi iyi niyetini yakıp, kötümserlikle çoğalıyordu. Bedeninin kaldırabileceğinden fazla… Yüreğinin çökmesine sebep olacak kadar fazlaydı karamsar düşünceleri… Kasılan elini, ateş gibi yanan ve aynı anda kurtlu gibi kaşınan göz kapaklarını kaplayan gazlı bezin üzerinde hırçınca gezdirdi. Timur ellerini ceplerine koyarak kumaşın nezaretinde saklarken, sessizce yönünü tamamen ona çevirdi. Yorgun duygularını zapt ederek, yatağında çaresizse yatan adamı izledi. Eli kolu bağlıydı çünkü… Ne yapsa ne etse Hazal’a ulaşamıyordu. “Bana birisini çağır, bu lanet ağrı beynimi deliyor.” diye isyan etti Arda.