8
Baksana Talihe
barutsuz kurşunların tahribatı gibi canını yakan işkenceye dönüşüyor,
benliğini matkap gibi deliyordu.
Yanına birisi usulca sokuldu ve onu rahatsız etmeden baş ucundaki
serumu kontrol etti. Arda huzursuzlandı. Beklediği sesler ve nefesleri taşımıyordu yanına süzülen soyut nesne. “Çık!” dedi dişlerinin arasından
tanımadığı şahsa tıslayarak. “Defol!”
Beyaz elbiseli kadın kovulmanın verdiği dehşet afallamayla şaşakaldı
kısa bir an. Adamın nezaketsizliğine kızgın dahi olsa, görevi gereği
böylesine kaba adamlara alışıktı mağrur yapısı. Bakışları cam önündeki
anlayışlı adama kaydı, ne yapayım, der gibi ve tam ağzını açıp bir şey diyecekti ki, Timur sert yüzünde kasılan kaşlarını hafifçe kıpırdatarak ona
nazikçe çıkmasını buyurdu.
Kapının usulca kapanma sesiyle Arda sustu. Nasıl olsa, karmaşaya sebebiyet veren, telaffuzu zor sözler tükenmiş, binbir umuda eş tutmuş tükenmez bekleyişler çoğalmış, çok zamandır heyecanla düşlediği istekler
azalmıştı! Çünkü kapı ona hayat verircesine aniden açılıp, yüreğini neşeye
sevk etmiyordu ya… O sebepten, ketum bir sessizliğe maruz bırakılmıştı
ruhu… Kulakları uğuldadı yine, beyninde çınlayan mistik nağmeler, olmayan isteklerin büyüsüydü sadece. Beklemek onu; ne zordu şu vakit... Kulağına; tükenmiş umutların son haykırışlarını miras bırakmıştı ağlamaklı sesi...
“Seni sevmek istemedim… Ardam!”
Nasıl derdi bunu? Bu kadar zalim, bu kadar düşüncesiz, duygu katili
nasıl olurdu onun Mavişi! Her anıyla neşe kaynağı, umut yuvası, hayat
sebebi o değil miydi? Şimdi ise katrana bağlamış acı günlerin ve bekleyişe
yenik düşmüş umuduna gem vuran sarsıcı hüzünlerin sahibiydi.
Yine de bekliyordu tükenmez bir umutla…
Ama o, gelmiyordu…
Duvardaki saatin kulağında çınlayan sesi… O ses, nasıl da yüreğine
ağır bir balyoz gibi kuvvetle iniyordu.
“Hâlâ haber yok mu?” dedi buğulu, yorgun sesiyle bir defa daha. Eli,
ağrıyan şakaklarına taşındı telaşla. Sanki… Sanki birisi kafasını dev bir fındık kıracağıyla sıkıştırmış, kuvvetli bir basınçla patlatmak istiyordu. Ama
yüreğindeki sancının acı veren baskısı, beynindekinden katbekat daha
fazla içine işliyordu.
“Aradım ama ulaşılamıyor.” dedi Timur üzgünce. O her zaman
haylazca parlayan vahşi yeşil gözleri, şimdi yorgunca camdan dışarıyı
süzüyordu. Kusursuz yüzü ise ifadesizdi. Ona gittiğini, onu terk ettiğini