Müjde Aklanoğlu
7
GİRİŞ
“Yanımda değilsin ama... Hep aklımdasın!”
Karanlıktı… Buz gibi… Teninden evvel, ağır bir karamsarlıkla ruhuna nüfuz eden acı bir ürperti sarmaladı bedenini. Dikenli kundak gibiydi
teninden evvel içine işlenen yalnızlık… Yaz gününde, tüm filizlerini dökmüş meşeler gibi, ayaza kesti yalnız kalmış kasılan hücreleri… Düşündü,
düşündüklerinin dehşetiyle, apansız koyuldu ruhu, zindan gibi karardı
benliği… Darmadağınık olmuş serkeş düşünceleri bile, içinde kabaran
vahşi öfkesiyle titredi… Neden diyordu sürekli? Sebep ne! Ama sorularına
cevap yoktu! Tüm umutları, geleceğe dair hayalleri, avucundan dökülmüş
misketler gibi, görünmeyen kuytulara dağılmıştı. İçinde var olan insanlık
adına ne duygu varsa, ıssız yerlere sinerek saklandı. Vahşileşti. Ehlîleşen
kişiliği nemrutlaştı… Elleri, keskin birer pençe gibi serin çarşafı parçalarcasına sımsıkı kavradı... Sanki böyle yaparsa, sarsıcı yalnızlığı dinecek,
yakıcı korkuları azalıp içi ferahlayacak, feryat ettiren acıları geçecekti…
Hiçbir şey yetmiyordu düşüncelerindeki huysuz gerginliğini bertaraf etmeye… Yüreğini hafifletip, içini ferahlatmaya hiçbir sebep yetemezdi… Bir an susuyorsa içindeki azgın fırtınaya kapılmış aksi adam,
diğer an kanı delicesine akarak yatağından taşan nehir gibi damarlarını
yakarak şahlanıyor, öfkeye meyilli düşünceleri isyan bayrağını ilk elden
göğüslüyordu. İşte o zaman dizginleyemediği hiddetiyle apansız yerinden
fırlamak, bir şeyleri kırmak, her yeri kırıp dökmek, her şeyi ateşe vermek
istiyordu. Sonra… Sonra bu tükenmez stresle, kafası uğulduyor, beyni
bir gülle gibi ağırlaşarak kafatasını ağrıtıyordu. Öylesine baskın, yıldı