Ama hayatım boyunca onlardan korkmak aklımın ucundan
bile geçmedi.
Binaların camlarından içeri bakabileyim diye kaldırımın
kenarından yürüyorum. Çoğu zaman sadece eski mobilyalar,
boş odalar ve yerlerde çöpler görürüm. Şehir sakinlerinin çoğu
burayı terk ettiğinde -ki terk etmiş olmalılar, çünkü şu andaki
nüfusumuzla şehirdeki binalar dolmuyor- aceleyle gitmiş olamazlar. Bıraktıkları her yer tertemiz. Hiç özel eşyaları kalmamış.
Köşedeki binanın yanından geçerken, içeride bir şey gözüme çarpıyor. Camın ardındaki oda, yanından geçtiğim diğerleri kadar çıplak, ama eşiğin hemen ötesinde tek bir kor
parçasını görebiliyorum. Yanan bir kömür parçası.
Kaşlarım çatılırken durup pencereyi açmaya çalışıyorum.
Başta yerinden oynamıyor, ama biraz ileri geri sallayınca pencere yukarı doğru açılıyor. Önce kendimi yukarı çekiyorum,
sonra bacaklarımı içeri alıyorum ve içeriye yuvarlanıyorum.
Dirseklerim yere sürtününce acıyor.
İçerisi pişmiş yemek, sigara ve ter kokuyor. Yanan kor parçasına doğru ağır adımlarla ilerlerken, içeride topluluksuzların
olup olmadığını anlamak için kulak kabartıyorum, ama her
yer fazlasıyla sessiz.
Diğer odadaki pencereler siyah boya ve tozla kaplanmış,
yine de gün ışığı orasından burasından içeri sızıyor, o yüzden odanın her yerine yayılmış şilteleri ve içindeki yiyecekler kurumaya yüz tutmuş eski teneke kutuları seçebiliyorum.
10