kesen kalbi feverana kapılıp, tekrar hareketlenmeye başladı. Heyecanın esir aldığı
bedeniyle telefonu
kulağına götürdü, neşeli çıkan sesiyle, “Arayacağını biliyordum… Benim seninle ko…”
Sesi boğazında düğümlendi duyduğu ses karşısında. Beklediği, sevdiği adam değildi.
Telefondaki
başkası bir kadındı:
“Ben Pınar!” Biraz duraksama oldu. Onun sesini duymak, keskin bir bıçakla
içindeki umutlarını kesmişti. Konuşamadı Hazal. Donmuştu.
“Bir daha Arda’yı arama… Senin sevgilimle görüşmeni istemiyorum” dedi kadın
ve arsızca süzüldü. Telefondan süzülen sesi ateş gibi çöreklendi yüreğine Hazal’ın. “O
beni seviyor, bana ait sana değil, bunu o salak kafana sok artık! Yakında evleniyoruz…
Uzak dur ondan… Hamile olduğumu biliyorsun, daha neden üsteliyorsun anlamış
değilim. Git, dengini bul… Bizi rahat bırak.”
…ve telefon kapandı. Hazal telefon kulağında öylece kalakaldı. Birkaç kelimeyle
dünyası tepe taklak olarak, üzerine yıkılmıştı. Ondan ayrıldığı an, kendini onun kollarına
atmıştı, öyle mi? Aylarını verdiği, kendini verdiği adam vakit kaybetmeden ona
koşmuştu. Bedeni donmuş hâlde kaskatı kesilirken, kaygıların gark olduğu beyni boşaldı.
Her şey uçtu gitti apansız benliğinden. Ayağa kalktığında, elindeki telefon yere düştü.
Aldırmadı. Görmüyordu bakan gözleri nereye gittiğini ya da nerede yürüdüğünü. Çok
değil, birkaç adım yürüdü. Beyni sanki her anıyı, her hatırayı zihninden silmişçesine,
bedenini, iradesini eline almış bir boşluğa sürüklüyordu. Çok sürmedi kendini yok ettiği
karanlıkta kalması. Aniden acı acı öten firen sesi duydu kafasının içinde uğuldayarak…
Dalgın başını ağır çekimde gibi sesin geldiği yöne çevirdi. Gözlerini alan parlak ışıklara
refleks olarak elini kaldırıp, kendini korumak ister gibi yüzüne siper etti. Şaşkın
gözkapaklarını aşağı yıkıp, afallayan benliğiyle ışığın kaynağını anlamaya çalışıyordu ki,
ışık hızı kadar serice vücuduna aldığı ani acıyla, savrularak yukarılara fırladı. Uçuyor
gibiydi ama bu uçrak his fazla uzun sürmedi. Sert zemine çarpan kasılmış vücudunun
acısına ek, kırılan kemiklerinin sesini tüm hücrelerine kadar yayılmasını hissetti. İlmek
ilmek ayrıldı kemikleri bedeninden. Kafasını yere vurduğunda, beyni sanki dışarı akıyor
gibi, ani bir acıyla inliyordu. Yattığı yerde, sert asfaltta acizce kıpırdayamadı.
Gözleri ne ara kapanmıştı. Bir saat mi, yoksa bir saniye mi? Sesler duyuyordu
kulakları, uzaktan gelen sesler ama algılayamıyordu! Alnından gözünün üzerine doğru