yaklaşma” diye habisçe bir öfkeyle tısladı. Bakışlarını çocuğa çevirdi. Henüz hiçbir şeyin
farkında değildi.
Pınar gırtlağındaki eli açmaya çalışırken, “Onunla asla olamayacaksın...” diye
inledi. “Buna müsaade etmeyeceğim.”
“Seninle de olmayacağım sülük,” dedi Arda burnunu kıvırarak kibirle.
Kadın hâlâ arsızca gülümsüyordu. “Başkasına da izin vermeyeceğim… Ya benimle
olacaksın… Ya da kimsesiz…”
Arda dişlerini sıktı. “Seni gebertirim… ya da bitiririm” dedi tıslayarak ve telefonun
mesaj sesiyle kafasını sehpaya çevirdi. Kızı sertçe geriye doğru öteledi. Pınar, elini acıyan
boğazından gezdirirken, öfkeli gözleri hırçınca parlamıştı. Bundan hoşlanmayarak,
ağzının içinde huysuzca homurdandı. Arsızca erkeğin dudaklarını tekrar uzandı. “Asla…
Senden vazgeçmeyeceğim. Eskisi gibi olacağız…” Bu adamdan kesinlikle vazgeçmeye
niyetli değildi.
Adamın zaten içinde tuhaf bir his vardı. Bu hissi bugünkü yaptığı konuşmaya
bağlıyordu ama kalbi, sebebi daha başka diye haykırıyordu. Telefonu eline aldığında
kimden geldiğine bakmadan, mesajı açtı. Gözleri ekranında gezerken, yutkundu. İçine
bir acı saplandı. Kocaman kalbi ufacık kaldı bedeninde. İyi de, niye böyle hissediyordu
ki? O istememiş miydi ayrılmayı? Bitmişti zaten, daha fazla uzatmanın anlamı yoktu. İki
arkadaş olarak kalmak, sevgili olarak yaralamaktan daha iyiydi! Arda, ağzının içinde
huysuzca konuştu.
Pınar bunu duydu ve fettan gözlerini kıstı. Aklında kumpas fikirler… İçinde hain
planlar canlandı.
Arda, telefonu sehpanın üzerine bıraktı. Yerinden kalktı usulca, salgın başını
omuzlarının üzerine yıktı. Bakışları ondan cevap bekleyen kadına kaydı ruhsuzca.
“Ben biraz hava alacağım, gözün üstünde olsun…”
İçinde büyüyen ağırlık ve vicdan azabıyla, kaygılıca yanından ayrıldı. O odadan
çıkınca, Pınar içinde durmak bilmeden coşan merakına yenik düşüp, telefonu eline aldı
ve arsızca mesajı okudu. Gördüğü yazı karşısında sinirden eli kasılmış, kıskanç gözleri
kararmıştı. Sanki o değil de, Hazal sevgilisini elinden almıştı…
Hazal ağlamayı kestiği anda, boş bakan gözlerini sıçrayarak denizden ayırdı.
Gözbebekleri ürkekçe elindeki sıkıca kavradığı, titreyen telefona kaydı. Ekranda ‘aşkım’
yazıyordu. Hâlâ onu orada aşkım diye muhafaza ediyordu, tıpkı kalbindeki gibi. Atmayı