Çenemin göğsüme düşmesine engel olamadım. “Ve bana şimdi
söylüyorsun, öyle mi?”
“Ben de yeni öğrendim.” Cookie’nin alt dudağı titremeye
başlayınca göğsüm sıkıştı. En iyi arkadaşımı acı çekerken
görmekten hoşlanmıyordum.
Yumuşak bir sesle, “Bin” diye emrettim. Ben anahtarları
ondan alıp sürücü koltuğuna geçtim, Cookie de ara banın etrafından dolaşıp yolcu koltuğuna geçti. “Şimdi, bana neler ol duğunu anlat.”
Cookie söze başlamadan önce kapıyı kapatıp gözlerini sildi.
“Mimi geçen hafta beni aradı. Dehşet içindeydi, bana se ninle
ilgili bir sürü soru sordu.”
“Benimle ilgili mi?” dedim şaşkınlıkla.
“Senin... onu yok edip edemeyeceğini merak ediyordu.”
Bu işin üzerinde resmen bela yazıyordu. Kaim puntoyla.
Büyük harflerle. Dişlerimi sıktım. Son kez birinin yok olmasına
yardım etmeye çalıştığımda -bu geçen haftaydıolabilecek en kötü
şey olmuştu.
“Ona, sorun her neyse, senin yardımcı olabileceğini söyle dim.”
Tatlı, ama üzücü bir biçimde abartılı. “Bana onun aradığını
neden söylemedin?” diye sordum.
“Amcanla bir vaka üzerinde çalışıyordunuz, birileri seni
öldürmek istiyordu ve çok meşguldün.”
Cookie haklıydı, insanlar gerçekten beni öldürmeye çalış mıştı. Tekrar tekrar. Neyse ki başarılı olamamışlardı. Yoksa
çoktan ölmüş olabilirdim.
“Ofise gelip seninle baş başa konuşacağım söyledi, ama
gelmedi. Sonra, kısa bir süre önce şu mesajı aldım.” Telefonunu
bana verdi.
Cookie, lütfen bu mesajı alır almaz kahvecimizde buluşalım.
Yalnız gel. M