Test Drive | Page 281

“Hayır, o değil, bu. Her şey duruveriyor. Ya da çok yavaş lıyor.” “Bu içinde yaşadığımız dünya, HollandalI.” Bana yukarı dan bakarken başını meraklanmış gibi eğdi. “Ee? Senin için onun icabına bakmamı istiyor musun?” istiyordum. Hem de çok. Ama hâlâ aramızda bir kazağın gevşek ipine benzer, içimi kemiren bir mesele vardı. O ipi çekmek istiyordum, ama bunu yaptığım takdirde her şeyi çözme riskim olduğunu biliyordum. Chihuahua köpeklerinin ve kitle imha silahlarının var olmasının sebepleriyle aynı belirsizlikte olan bir sebepten, meseleyi arkamda bırakamıyordum. “Bana nerede olduğunu söyleyecek misin?” “Şimdi bu konuyu mu açacaksın?” “Evet.” “O zaman hayır.” “O zaman bunu kendim halledebilirim.” Bunu söyler söylemez, kelimeler ağzımdan dökülür dökülmez, akli dengesizliğimle ilgili söylentilerin kendime inanma izni verdiğimden daha gerçek olabileceğini fark ettim. Onu en başta çağırmamın sebebi yardımına ihtiyacımın olması değil miydi? “Bundan emin misin?” “Kesinliklerin en kesiniyle.” Durum resmiyete binmişti. Ben psikopattım. Sırtımın ürpermesine sebep olan o homurtuyu koyuvererek öfkeyle bana sırt çevirdi. “Sen hayatımda tanıdığım en inat 55 çı... “Ben mi?” dedim inanmazlıkla. “Ben mi inatçıyım?” Ah, evet. Beni bir yere kilitleyin, anahtarı da atın gitsin. Reyes bir anda önümde belirdi. “Katır gibi inatçısın.” “intihar etmeni istemediğim için mi? Bu yüzden mi inatçıyım?”