Test Drive | Page 280

arkasından çıktım; kendimi hiç olmadığım kadar savunmasız hissediyordum; Mexico City’deki günü saymazsak. Kahrolası tekila. Şakır şakır yağan yağmurun sesini bastırabilmek için b ağırarak, “Bana vurdun!” dedim. Reyes’ı çağırmaktan başka çarem yoktu, işkenceye uğramakla meşgulken onu rahatsız etmek hoşuma gitmiyordu, ama... Rakibimin yüzünde şeytani bir sırıtış belirdi ve onun bu civarlarda neden Şeytani Murtaugh olarak tanındığını hatırlamamı sağladı. “Rey’aziel...” Şeytani Murtaugh bir an bile durup düşünmeden tetiğe bastı. Bir dakika. Sözüm bitmemişti. Ama dünya yavaşladı ve kurşun bana yaklaşarak önümde durdu. “Zamanlama sorunlarını daha geçenlerde tartışmamış mıydık?” Sağıma baktığımda Reyes’m bana baktığını, cüppesinin etrafında o başlı başına bir okyanusmuş gibi muhteşem dalgalar halinde dans ettiğini gördüm. Sonra Şeytani Murtaugh’un yüzündeki hiddet ifadesine, havada asılı kalmış olan yağmur damlalarına, bir yağmur damlasını neşeyle delerek atmosferin içinden bana doğru gelen kurşuna baktım. O öne fırlarken havanın sarsıldığını adeta görebiliyordum. Kurşun kalbimden birkaç santim ötede süzülüyordu. Zaman kaydığı, bir mikrosaniye ilerlediği takdirde kurşun yerini bulacaktı. “Bu nasıl mümkün olabilir?” diye sordum Reyes’a. Gözümün ucuyla onun omuz silktiğini gördüm. “Biri sana bu kadar kısa mesafeden dümdüz ateş ettiğinde böyle olur” diye açıklama yaparken tok sesi içinde bulunduğum duruma rağmen beni sakinleştirdi.