Angel bana kötü kötü baktı ve kollarını havaya kaldırdı, “işler
öyle yürümüyor.”
Ah, Tanrım. Kurallar vardı, öyle mi?
Çöp konteynerinin arkasına konuşlanırken nefes nefese,
“ikinizden biri vuruldu mu?” diye sordum.
“Sanmıyorum” dedi Mimi. “Sence polislerin buraya gelmesi ne
kadar sürecek?”
“Dayanabileceğimizden fazla sürecek” dedim dürüstçe. Angel
adamın silahını tekmeleyip uzaklaştırmıştı, ama adamın onu
bulup olduğumuz yöne yürümesi sadece birkaç saniye sürdü.
Şimdi bir çöp konteynerinin arkasına hapsolmuştuk
ve
kaçacak yerimiz yoktu. Arkamızdaki çitte bir açıklık olup ol madığına bakmak için kadınların yanından geçtim. Şansımız bu
konuda da yaver gitmemişti. Çit en az üç metre boyunda
olmalıydı. Ve cüruf bloklarından yapıldığından, çok gerileyip
koşmadığım takdirde onu delip geçebileceğimden şüpheliydim.
Konteynerin üzerine çıkarsak çite tırmanabilirdik, ama bu
kendimizi adamın önüne atmak anlamına gelirdi. Ve onda
muhtemelen bendekinden çok kurşun kalmıştı.
“Üzgünüm, Mimi” dedim. Kadının saklanmasının bir sebebi
vardı, bizse kötü adamı ona götürmüştük. Bravo, Charlotte.
“Hayır, lütfen üzülme.” Ağlamaya ve kontrol edilemez bir
biçimde titremeye başladığında kalbim sıkıştı. “Bunların hiç biri
senin suçun değil. Yalnızca benim suçum.”
Etrafı çabucak taradım. Şeytani Murtaugh yanımıza varmak
üzereydi; silahını kaldırmış, tetikte tutuyordu. Aramızda bir kol
mesafesi kalırsa ve adam hiç kıpırdamadan durursa onu vurma
şansım olabilirdi.
“Yirmi yıl önce doğru şeyi yapsaydım...”
Cookie kadına sarıldı ve “Mimi” dedi.
Fikrimi değiştiremeden ,380’i kaldırdım ve konteynerin