Cookie koşarken gözlerini deli gibi sağa sola çeviriyordu. O
kadın gerektiğinde epeyce hızlı hareket edebiliyordu. Ama biz
daha altı metre uzaklaşamadan kapı açıldı ve binanın tuğla dış
yüzeyine çarptı. Mimi çok yararlı bir çığlık attı. Ne de olsa
birileri kulağı sağır eden alarmı işitmemiş olabilirdi.
Onlara, “Kaçın” dedim ve dönüp silahımla nişan aldım.
Yağmur yüzüme nehir gibi akarken bu sandığımdan çok daha zor
oldu. Bir el ateş ettim, adam da tekrar binaya sığınarak Cookie
ile Mimi’ye toz olma fırsatı verdi. Ben de çabucak onlara
katıldım.
Angel yine tavadaki çekirge hareketlerine başlayarak, “Ne
yapacağım?” diye sordu.
“Ne
yapabilirsen,
canım.”
Adımlarımı
hızlandırarak
öne
geçtim ve kimsesizler yurdu ile yandaki şekerleme imalathanesi
arasındaki sundurmaya baktım. Orada birtakım kasa ve kutular
vardı, ama onları muhtemelen aşabilirdik ve engeller gerektiği
takdirde bizi bir nebze saklayabilirdi.
Bunun gerekli olduğu maalesef çok çabuk ortaya çıktı. Bir el
ateş edildi ve Mimi ciyaklayarak yere düştü. Kollarıyla başını
örttü. Nişan alıp tekrar ateş ettim, ama adam ondan önce iki el
daha ateş etmeyi becerdi.
Hayatımda ilk kez silahlı çatışmaya giriyordum. Kötü bir
adamla sapma kadar hakiki bir silahlı çatışma. Ve görünüşe
bakılırsa ikimiz de berbattık. Adamın başına nişan alıp üze rindeki lambayı vurdum. Ve onun neye nişan aldığı konusun da
hiçbir
fikrim
yoktu;
tabii
şekerleme
imalathanesinin
pen-
cerelerini indirmek bizi alt etme yönünde stratejik bir manevra
değildiyse. Cookie ve Mimi saklanmak için yakınlardaki bir çöp
konteynerine doğru koştular. Şeytani Murtaugh bize doğru
koşarken Angel ona çelme taktı. Adamın silahı yere düştü ve
kayarak uzaklaştı.
Angel’a, “Silahını al!” diye bağırdım ve Cookie’ye katılmak için
sokağın karşısına koştum.