peçeteyle
kanayan
burnunu
kuruladı.
“Hayatım
gözlerimin
önünden film şeridi gibi geçtiğinde bu olur.” Sustu ve bir an için
dümdüz
önüne
baktı.
“Ve
donuma
işemiş
olabilirim
de,
olmayabilirim de.”
“Haydi, canım.” Cookie kadının ayağa kalkmasına yardım
etti, ben de Mimi’nin diğer yanma koştum. Yirmi dolar gibi
düşük bir meblağ karşılığında -bu kez Cookie’nin cüzdanından
Mimi’yle konuşabilmek için ofislerden birini ödünç aldık.
Ufak buzdolabında su ararken, “Ciğerlerin anıma güçlüymüş,
kızım”
dedim.
Burnunun
kanaması
durunca
suyu
Mimi’ye
verdim.
Mimi elini yüzünün önünde sallayarak, “Üzgünüm” dedi.
“Sersemlemiştim. Kim olduğunuzu anlayamadım.”
“Eh, El Feneri Hayaleti Casper’ın yüzüne yapışmış olmasının
da faydası olmadı.”
Cookie kaşlarını çattı. “Mimi, bu Charley” dedi.
“Aman Tanrım.” Kadın ayağa kalkmaya çalıştı, ama bacakları
tutmadı ve Mimi tekrar sandalyeye yığıldı.
Elimi uzatıp kadının elini tuttum. “Lütfen kalkma. O kadar
özel değilim.”
Kadın elimi tutarak, “Duyduklarıma bakılırsa” dedi, “son
derece özelsin. Beni nasıl buldun?”
Cookie sırıttı. “Bu Charley’nin işi. Sen iyi misin?”
Tanışma faslından ve Mimi’nin kimsesizler yurduna düşüşünün sarhoş bir taksiciyle ufak bir yangını konu alan he yecanlı hikâyesiyle geçen birkaç dakikadan sonra hikâyenin daha
önemli kısmına, yani Mimi’nin neden kimsesizler yurdunda
olduğu sorusuna geçebildik.
“Beni burada kimsenin aramayacağını düşündüm, o kadar.
Beni bulamayacaklarını düşündüm.”
“Mimi” dedi Cookie azarlarcasma, “Warren ve annenler seni
merak etmekten deliye döndüler.”
Mimi başıyla onayladı. “Bununla yaşayabilirim. Merak