lanmaları ölmelerinden iyidir.”
Kadın haklıydı. Saat geç olmuştu ve başım patlamanın
eşiğindeydi. Kadına kuşkularımızı aktarmaya ve oradan yola
çıkmaya karar verdim. “Bunu duyduysan beni durdur.”
Mimi başını kaldırıp bana baktı ve kaşlarını çattı.
“Lisedeyken bir gece bir parti yapıldı. Hana Insinga evinden
gizlice çıkıp bu partiye gitti ve ertesi gün anne babası
kaybolduğunu bildirdi.”
Hana’nm adını söylediğimde Mimi yere baktı.
Devam ettim. “Bazı insanlar onu orada gördüğünü hatırlıyor,
bazıları hatırlamıyordu. Bazıları partiden bir erkekle ayrıldığını
söylüyor, bazıları ‘Daha neler, öyle bir şey olma dı’ diyordu.”
Mimi’nin nefesinin hafifçe kesilmesi, doğru yolda olabile ceğimin kanıtı gibi geldi bana.
“Ve şimdi, yirmi yıl sonra, Hana’nm partiden bir erkekle
ayrıldığını gören herkes tek tek ölüyor. Bunların herhangi biri
sana bir şey hatırlatıyor mu?”
Mimi yüzümüze bakamıyormuş gibi başını eğdi. Cookie ona
destek vermek için elini kadının omzuna koydu.
“Neredeyse tutturdun, ama Hana partiden tek bir erkekle
ayrılmadı. Birkaçımızla ayrıldı.”
Cookie hareketsiz kaldı. “Ne demek istiyorsun?”
Mimi’yi aniden sarsan ve
benim göğsüme baskı yapan
üzüntüyle mücadele ederek, “Demek istediği” dedim, “o gece
kızın cesedini evden birkaç çocuğun çıkardığı. Kız ölmüştü ve hep
birlikte onu gömmeye gittiler. Haklı mıyım?” Bu mantıklı olan
tek açıklamaydı.
Mimi kana bulanmış peçeteyle bir damla gözyaşını sildi.
“Evet. Yedimiz. Yedi kişiydik.”
Cookie eliyle ağzını kapatarak iç çektiğini saklamaya çalıştı.
Diz çökerek Mimi’yle göz göze geldim. “Onu o partide ki bi