Test Drive | Page 264

tı. “Kaydolmanız gerekecek, bir de dedektiflik kimliğinizin fotokopisini alacağım. Ondan sonra sizi k adına götürürüm.” Beş dakika sonra, Cookie devasa, spor salonuna benzeyen bir odanın orasına burasına saçılmış düzinelerce portatif karyoladan birinde, gri bir battaniyeye sarılmış uyuyan bir kadını dürttü. Cookie hafif bir fısıltıyla, “Mimi?” dedi. Cook ie, Miminin korkmaması için Hulk’m el fenerini ödünç almış, yüzünün altında tutuyordu. Ona Geçmiş Noel’in Hayaleti’ne benzediğini söylemeye içim elvermiyordu. “Mimi, canım?” Mimi kıpırdandı, ağır gözkapaklarmm altından bize baktı, sonra hayatımda duyduğum -en azından bir insandanen yüksek, en kan dondurucu çığlığı basıverdi. Etrafımızdaki kimsesizlerin tepkileri yerinden sıçramaktan horlamaya devam etmeye dek değişiklik gösterdi. Cookie ışığı yüzüne tutarak, “Mimi, benim!” dedi. Bu da ince yaş çizgilerini yok edip Cookie’nin tenine o yumuşak, nükleer radyasyon parıltısını andıran ışıltıyı vererek kadının bu kez Şimdiki Noel’in Hayaleti’ne benzemesine sebep oldu. Mimi bacaklarını havaya dikmişti ve itiraf etmem gerekirse bu, kaç ya da savaş tepkilerinden biri olarak pek bir anlam ifade etmiyordu. Sonra kadın karyolanın yan tarafına yuvarlandı ve yere düştü. Bir adam arkadan bacağımı dürttü. “Orada ne oluyor, be?” “Şeytan çıkarıyoruz. Kaygılanmanıza gerek yok, beyefendi.” Adam öksürerek döndü ve uyumaya kaldığı yerden devam etti. Mimi başını kaldırıp şiltenin üzerinden bize baktı. Az ön cekinden çok daha yumuşak bir sesle, “Cookie?” diye sordu. “Evet.” Cookie, Mimi’nin tekrar karyolaya çıkmasına yardım etmek için seğirtti. “Sana yardım etmeye geldik.” “Aman Tanrım, çok üzgünüm. Sandım ki...” Cookie çantasından bir peçete çıkararak, “Burnun kanı yor” dedi. Mimi üstdudağma dokundu, sonra Cookie’nin ona verdiği