Test Drive | Page 263

“Ha.” Miminin fotoğrafını çantamdan çıkardım. “Bu kadını gördünüz mü?” Adam fotoğrafı bana bin yıl kadar gelen uzun bir süre bo yunca inceledi. Derin bir iç çekerek ona bir yirmilik daha verdim. Böyle giderse bir an önce bir bankamatik bulmam gerekecekti, yoksa şansımız kalmayacaktı. “Belki” dedi adam. Fotoğrafı elimden alıp daha yakından baktı. “Ah, evet. Bu Molly.” “Molly mi?” Kadının adının Mimi olduğu düşünüldüğünde, Molly kulağa mantıklı geliyordu. Guinevere ya da Hildegard gibi bir ismin aksine, buna cevap vermeye alışması biraz olsun kolay olurdu. “Evet, bayağı eminim. Ama şu anda hepsi uyuyor.” “Dinle, hani her an başımıza bir nükleer bomba düşecek olsa kıçlarımıza veda etmek için sabahı beklemezdik değil mi?” Adam alçak sesle güldii. Hulk’ın espri anlayışının olmadığını kim söylemişti? “Komiksin.” “Eh, evet, beni yüklü bir nükleer savaş başlığı olarak dü şün. Sabaha kadar beklemem mümkün değil.” “Yani kadını şimdi görmek istiyorsun, öyle mi?” Adam acayip hızlıydı. “Işık hızındasın, dostum. Sen dâhi misin?” Adam kaşlarını çatıp bana baktı; dalga geçip geçmediğimi anlamaya çalışıyordu. One doğru eğildim. “Sonra da seninle şuradaki kafeye gidip bir fincan kahve içebiliriz, ne dersin?” “Tipim değilsin.” Kahretsin. Arada böyle şeyler olurdu. Bir kızın ne yapması gerekiyordu, yahu? “Peki, bizi içeri alacak mısın?” “Benim tipim daha... yeşil.” “Aman be...” Son yirmiliğimi çıkardım. “Canıma okuyorsun.” Adam parayı parmaklarımın arasından çekti ve kapıyı aç