yordu. Alaycı alaycı soludum, Cookie de utanarak etrafına baktı.
Konuşmuyormuş gibi yaparak dişlerinin arasında n, “Bana mı
gülüyorsun?” diye sordu.
“Hayır” diye onu temin ettikten sonra tekrar Bogart’a döndüm.
“Bebeğim!”
Brad başını sipariş penceresinden uzattığında döndüm ve
sırıttım. “Bana döndün.”
“Doğal olarak” dedim. “Ve açım, yakışıklı.”
Çocuğun yüzüne kendinden emin bir tebessüm yayıldı. “Sihirli
sözcükleri söyledin, bebek.”
Başını içeri çekti ve Tanrı bilir ne pişirmeye başladı. Ama
yaratısının resmen sanat eseri olacağından kesinlikle emindim.
“Bazen” dedim Bogart’a, “anılarımız özeldir. Ve insanlar geçiş
yaptığında anılarını görebilirim. Senin Mimi’yi görmüş, başka
herkesin atladığı bir şeyi fark etmiş olabileceğini umuyordum.
içimden geçersen anılarını tarayabilir, onu arayabilirim. Ama
seni
geçiş
yapmaya
zorlamayacağım.”
Bunu
zaten
yapamayacağımı söylemeye zahmet etmedim.
Bogart başını iki yana salladı. “Beni bekleyen biri var di yemem.”
“Saçmalama. Herkesi bekleyen biri vardır. Sana söz veriyorum,
sen bunu bilmiyor olabilirsin ama biri seni bekliyor.”
“Ah, tanıdıklarım var.”
Derin derin iç çektikten sonra,
“Sakıncası yoksa, sanırım pas geçeceğim” dedi.
Kalbim birazcık kırıldı. Onu bekleyen insanlar vardı ve bunu
biliyordu,
ama
kendini
geçiş
yapmaya
değer
görmüyordu.
Geçmişinde büyük ihtimalle ailesinde ayrılığa yol açan bir şey
yapmıştı.
Onu
ikna edebilmeyi
umuyordum.
Adam dünyaya
bağlı
kalmakla neleri kaçırdığını fark etmiyordu. Ama sebepleri vardı.
Israr etmeyecektim.
Elimi koluna koyarak, “Hazır olduğunda” dedim. Adam