“Ha, evet” dedi Cookie kıkırdayarak. “Kostümlü prova.” “ikiniz
tiyatroda falan mı oynuyorsunuz?” diye sordu Norma, bize
mönüyü uzatırken.
“Evet, Sahne Evi’nde. Öyle özel bir şey değil.”
“Şahane” diyen kadın tezgâh silme işine döndü. “Ben de lisede
oyunculuk yapmıştım. Hazır olduğunuzda bana haber verin.”
“Sağ ol” dedikten sonra tekrar Cookie’ye baktım.
Bogart aramızdaydı. Bana yan yan baktı.
Kuşku uyandırmadığımı umarak, “Merhaba” dedim.
Adam ağzı kasvetli bir çizgiye dönmüş halde başını bana
çevirdi. “Dünyanın onca şehrindeki onca kafe arasında tutup
benimkine giriyor.”
Kalbim tekledi. Adam Bogart’a çok benziyordu. Cookie’nin onu
görememesi beni öldürüyordu.
“Buraya ruhumu almaya mı geldin?” diye sordu adam.
Iş tanımımı bilmesi beni biraz şaşırtmıştı. “Sakıncası yok sa”
diye cevap verdim. Mimi Jacobs’m fotoğrafını çantamdan çıkarıp
havaya kaldırdım. “Bu kadını gördün mü?”
Adam dönüp Brad’in sipariş penceresinden içeri baktı.
“Etrafıma fazla bakmam.”
Gülümsedim. “Ama bana baktın.”
“Seni görmemek biraz zor.”
Adam haklıydı. “Neden geçiş yapmak istemiyorsun?” Adam
omuz silkti. “Başka seçeneğim var mı?”
“Elbette. Ben ölüm meleği işinin ölüm kısmıyla ilgilenmiyorum. Seni geçiş yapmaya zorlayamam.”
Adam bana şaşkınlıkla baktı. “Tatlım, bunu yapabilecek tek
kişi sensin.”
Adamla tartışacak değildim. “Eh, ama yapmayacağım. Geçiş
yapmak istemiyorsan seni zorlamayacağım.”
Adamın arkasındaki Cookie’ye baktım. Kadın oturduğu yerden
bana bakıyor, performansımı değerlendirir gibi kafa sallı