orada olabilecek başka insanlara tuhaf gözükecek, o yüzden
yardımına ihtiyacım var.”
“Direğe sarılıp dans etmem gerekmediği sürece...”
Kafeye girdik ve içeriyi taradık. Norma gerçekten işinin
başındaydı, ama kimin yemek yaptığını göremiyorduk. Çok
uygunsuz bir noktada oturan iki müşteri de vardı. Ama onlarla
sonra ilgilenecektim.
Başımla barı işaret ettim ve Cookie’yle ikimiz oraya ilerle dik.
Sinema
yıldızım
dirsekleriyle
bara
yaslanmış,
bacaklarını
bileklerinden birbirinin üzerine atmış, ayakta duruyordu. Ten
rengi fötr şapkası ve trençkotuyla tam da kırklardan fırlamış
Humphrey Bogart havasındaydı. Adamın görüntüsünün tamamı
beni biraz soluksuz bırakmıştı. Cookie de ben de Humphrey’e
bayılırdık.
Ben adamın yanındaki tabureye geçerken Norma bize yaklaştı.
“Hey, canlarım, aradığınız kişiyi buldunuz mu?” Cookie yanıma,
ama yanlış tarafa oturdu. Tezgâhın altından ceketini tuttum ve
onu etrafımdan dolaştırdım. Üzgün üzgün, “Hayır” dedim, “hâlâ
arıyoruz.”
Norma cık cıkladı ve bize hiç sormadan iki fincan kahve
doldurdu. Ben aslında başım öyle zonklarken kahve içmekten
biraz endişeliydim, ama yine de, kahveye hayır demek dünya
barışma hayır demek gibi olurdu. Olaya dahil olan herkes şöyle
güçlü bir “evet”ten kârlı çıkardı. Biri kahveyi musluğa bağlama
fikrini ortaya attığı anda ona destek verecektim.
Cookie oturdu, sonra bana kirpiklerinin altından gergin bir
bakış attı.
“Repliklerini hatırlıyor musun?” diye sordum ona.
Cookie kaşlarını çattı, ama bozuntuya vermeyerek başını
olumlu anlamda salladı.
Gülümsedim. “Güzel, yarınki kostümlü provadan önce hepsini
ezberlememiz gerek.”