dedim. O zımbırtıyı yıkamak zordu.
Reyes gözlerinde aç bir bakışla öne çıktı ve beni kollarına aldı.
Ama sonra duraksadı, tereddüt etti, gözlerini uzun bir an boyunca
benimkilerden ayırmadı; sanki hayrete kapılmıştı. Parmaklarını
çenemde dolaştırdı, başparmaklarını dudaklarıma sürttü. Gözleri,
güneşin altındaki kahve çekirdeklerinin rengindeydi. Reyes gür
kirpiklerini indirip dudaklarını benimkine bastırana dek, bu
gözlerdeki altın rengi ve yeşil benekler sim gibi parladı. Öpücük
beni yakıp kavuracak kadar ateşliydi; Reyes’m dili dudaklarımı
araladı ve içeri daldı. Tadı karanlık ve tehlikeliydi.
Asi eli aşağı indi, kıçımı avuçladı, ağzı da benimkinden ay rılarak nabzımı aradı. İçim zevkle ürperdi ve kulağına fısıldamak
için
bütün
gücümü
kullanmam
gerekti.
“Nerede
olduğunu
söyledikten sonra bana her şeyimle sahip olabilirsin.”
Reyes hareketsiz kaldı, uzun bir an boyunca nefesini kont rol
altına almaya çalıştı, sonra geri çekilip gözlerini kıstı ve bana
baktı. “Sana söyledikten sonra.”
“Sonra.”
Oda birkaç saniye içinde hissedilir biçimde soğudu. Onu
kızdırmıştım ve göz açıp kapayıncaya dek eski çıkmazımıza
dönmüştük. Bu noktada bir geri tepmeden korkmaya başla mıştım; ilişkimizdeki iniş çıkışlar öyle sınırlı, öyle değişmez di ki.
“İstediğini elde etmek için vücudunu kullanacaksın, öyle mi?”
“Hem de hiç tereddüt etmeden.”
Reyes incinmişti. Bu hissin içinde yankılandığını hissede biliyordum. Bana yine yaklaştı, yüzünü benimkinden birkaç
santim uzak tuttu ve olabilecek en yumuşak sesle, “Orospu” diye
fısıldadı.
Sözlerinin acısını bastır