Suyu kapatacaktım ki, onu hissettim. Üzerimde kavurucu bir
sıcaklık hissettim ve hava elektrikle yüklendi. Onun gece yarısı
çıkan bir şimşek firtmasınınkini andıran topraksı kokusu etrafımı
kuşattı, beni sarıp sarmaladı, ben de kokuyu derin derin içime
çektim. Onun kalp atışlarını duyabiliyordum. Kalp atışlarının
odada
yankılandığını,
göğsümde
nabız
gibi
attığını
hissedebiliyordum. Bu ses muhteşemdi ve ben onunla tekrar yüz
yüze
olacağım
günü
sabırsızlıkla
bekliyordum.
Kanlı
canlı
Reyes’la. Gerçek olayla.
Reyes hiç ses çıkarmadı, bana yaklaşmadı, ben de onda başka
bir süper gücün olup olmadığını merak etmeye başladım. “Bu duş
perdesinin
arkasını
görebiliyor
musun?”
derken
şaka
yapmıyordum.
Metalin şıngırtısını duydum, bundan bir saniye sonra da Reyes
plastik perdeyi kesip parçaladı. Perde süzülerek yere düştü.
Reyes dolgun dudaklarını kıvıran çarpık bir tebessümle, “Artık
görebiliyorum” dedi, ben de kalbimin buna karşılık verir gibi
takla attığını hissettim.
Reyes bıçağını cüppesinin altına kaldırdı, sonra cüppesi
kaybolarak insan bedeninin tepeleri ve vadilerini ortaya serdi.
Reyes’m üzerinde aynı tişört vardı, ama üzerinde kan lekeleri
yoktu.
Ama Reyes
bedeninin
yeniden
yeniden uyandığı takdirde, onun insan
paramparça
bir
adam
haline
geleceğini
biliyordum. Bunu düşününce midem kasıldı, ben de bu fik ri
aklımdan uzaklaştırmaya çalıştım. Karşımda yeni bir şans vardı.
Onu bana nerede olduğunu söylemeye ikna etmek için yeni bir
fırsat. Ve ben rüşvetin hiçbir şekline, haline ya da ebadına karşı
değildim. Buz gibi şantajın da.
Suyu kapatıp havluya uzandım. Reyes elini uzatıp havluyu
benden aldı, beni çıplak ve sırılsıklam bıraktı. Ben de bunu
elimden geldiğince kullandım.
Kollarımı açıp ona her yerimi görme fırsatı verdim ve süper
yapıştırıcıya aldırmadığını umarak, “istediğin bu mu?”