Test Drive | Page 251

Suyu kapatacaktım ki, onu hissettim. Üzerimde kavurucu bir sıcaklık hissettim ve hava elektrikle yüklendi. Onun gece yarısı çıkan bir şimşek firtmasınınkini andıran topraksı kokusu etrafımı kuşattı, beni sarıp sarmaladı, ben de kokuyu derin derin içime çektim. Onun kalp atışlarını duyabiliyordum. Kalp atışlarının odada yankılandığını, göğsümde nabız gibi attığını hissedebiliyordum. Bu ses muhteşemdi ve ben onunla tekrar yüz yüze olacağım günü sabırsızlıkla bekliyordum. Kanlı canlı Reyes’la. Gerçek olayla. Reyes hiç ses çıkarmadı, bana yaklaşmadı, ben de onda başka bir süper gücün olup olmadığını merak etmeye başladım. “Bu duş perdesinin arkasını görebiliyor musun?” derken şaka yapmıyordum. Metalin şıngırtısını duydum, bundan bir saniye sonra da Reyes plastik perdeyi kesip parçaladı. Perde süzülerek yere düştü. Reyes dolgun dudaklarını kıvıran çarpık bir tebessümle, “Artık görebiliyorum” dedi, ben de kalbimin buna karşılık verir gibi takla attığını hissettim. Reyes bıçağını cüppesinin altına kaldırdı, sonra cüppesi kaybolarak insan bedeninin tepeleri ve vadilerini ortaya serdi. Reyes’m üzerinde aynı tişört vardı, ama üzerinde kan lekeleri yoktu. Ama Reyes bedeninin yeniden yeniden uyandığı takdirde, onun insan paramparça bir adam haline geleceğini biliyordum. Bunu düşününce midem kasıldı, ben de bu fik ri aklımdan uzaklaştırmaya çalıştım. Karşımda yeni bir şans vardı. Onu bana nerede olduğunu söylemeye ikna etmek için yeni bir fırsat. Ve ben rüşvetin hiçbir şekline, haline ya da ebadına karşı değildim. Buz gibi şantajın da. Suyu kapatıp havluya uzandım. Reyes elini uzatıp havluyu benden aldı, beni çıplak ve sırılsıklam bıraktı. Ben de bunu elimden geldiğince kullandım. Kollarımı açıp ona her yerimi görme fırsatı verdim ve süper yapıştırıcıya aldırmadığını umarak, “istediğin bu mu?”