olmuştu, ama kadın gecenin her saatinde dairesinde dolaşırdı ve
beni
kaçırırken
ona
zarar
vermediklerinden
emin
olmam
gerekiyordu. Kadın kapıyı araladı.
“Bayan Ailen, iyi misiniz?”
Kadın korku ve pişmanlık dolu bir yüzle başıyla onayladı.
Adamlar beni kaçırdıktan sonra onun polisi çağırdığını öğrendim,
ama arabayı da adamları da tarif edememişti. En azından
çabalamıştı.
“Tamam. Herhangi bir şeye ihtiyacınız olursa...” Yaşlılıktan ve
endişeden titreyen bir sesle, “Sen iyi misin?” diye sordu.
“iyiyim” dedim. “Köpecik nasıl?”
Kadın omzunun üzerinden geriye baktı. “Çok endişelendi.” Ona
elimden gelen en büyük, en güven verici tebessümle gülümsedim.
“Ona çok iyi olduğumu söyleyin. Polisi aradığınız için çok
teşekkürler, Bayan Ailen.”
“Seni onlar mı buldu?”
“Evet.” Bob Amca ve Cookie beni daireme götürürken içimden o
kadının da süs köpeğinin de kıymetini bileceğime söz verdim.
“Tamam, bu gece bol bol kahve içeceğiz gibi görünüyor.” Cookie
alete doğru yürürken, “Ah, hayır, sen içmeyeceksin” dedim. Alet
derken, o aletten değil, kahve makinesinden bahsediyorum. “Sen
biraz dinlen. Söz veriyorum, uyuyakalmayacağım, sen de benim
hatırım için bir saniye daha uyanık kalmayacaksın.” Neredeyse
gece yarısı olacaktı ve bu hafta hayatımın en karışık haftası
olmuştu -tabii Mardi Gras sırasında kaybolan bir turistin
akıbetini araştırdığım haftayı saymazsak.
Cookie ile Bob Amca şüpheyle bakıştılar.
“ilk nöbeti ben alsam nasıl olur?” dedi Ubie ona. “Sen biraz
dinlen, sonra ben seni uyandırırım.”
Cookie dudaklarını sımsıkı kapattı, ama sonra yine kahve