da dünya yavaşladı. Garrett inanamıyormuş gibi bana baktı.
içinden ikinci bir kurşun geçtiğinde
yan
tarafına bakarak
kurşunun giriş noktasını bulmaya çalıştı. Üçüncü bir kurşuna
hedef olduğunda, artık ne yapmam gerektiğini anlamıştım.
Arkamızdaki duvarda kurşun geçidi yaşanırken silahlı ateş
etmeyi kesip yönünü tersine çevirdi, standart bir tarama hareketi
yapmaya başlayınca kurşunlar bana yöneldi.
Ben de ayağa kalktım, dizlerimi kilitledim ve bekledim.
Garrett çenesi ıstırapla kasılmış halde duvara doğru yığılırken
her gelen kurşun dizisi uyduruk duvarların alçıpanım parçaladı,
metal lavaboya çarpıp sekti ve kırık dökük mobilyaları kâğıt gibi
delip geçti. Oda bir cuma akşamı yastık savaşının talihsiz
kurbanına benziyordu.
Şeytan’m oğlu ona ihtiyacınız olduğunda neredeydi? Belki de
bana hâlâ kızgındı. Belki bu kez gelmeyecekti -şartlı tahliye
olmuş adam kalbimi kesip yerinden çıkarmaya karar verdiğinde
gelmemişti, ki bu bir ilktiama bu Garrett için göze almaya h azır
olduğum bir riskti.
iki şeyden birinin olmasını bekledim. Ya hemen oracıkta
vurulup öldürülecektim ya da Reyes gelecekti. Günü kurtaracaktı.
Yine. Ve bütün bunlar, bütün gürültü ve kaos sona erecekti.
Kurşunların sarsıntısını tenimde hissettim ve ses hızından daha
büyük bir hızla hareket eden bir nesnenin ısısı sinir uçlarımın
paralelinde titreşti.
Gözlerimi kapattım ve yumuşak bir sesle fısıldadığımda
kurşunların sesinden kendi sesimi duyamadım. “Ray’aziel, seni
çağırıyorum.”
Bir dizi kurşunun yankısı yanımdan gök gürültüsü gibi geçti.
Sonra yeni bir dizi kurşunun yankısı. Yaklaşıyorlardı. Bir sonraki
kurşun boynuma isabet edecek, belki şahdamanmı delecekti.
Gözlerimi açarak kendimi darbeye hazırladım ve dünya