Test Drive | Page 241

nın daha da yavaşlayışını hayretle izledim. Molozlar havada, zamanda donmuş renkli şeritler gibi asılı kalırken bir dizi kurşun, atmosferi yavaşça esneterek bana doğru uçtu. En yakınımdaki kurşunu inceledim. Beni öldürmeye gelen kurşunu. Metal akkor gibiydi, o kadar hızlı ilerlediğinden sürtünme metali hemen ısıtmıştı. Sonra büyük bir güç beni yere fırlatıp nefesimi keserken dünya eski hızına kavuştu, izlediğim kurşunlar pıtırtı sesleriyle başımın üzerindeki duvara gömüldü. Ve başta görüş alanım olmak üzere her şey karardı, karanlık etrafımı sardı, ben de güzelim, kapkara bir boşluğa düştüm. Gözlerim bana birkaç saniye gibi gelen bir süreden sonra kırpışarak açıldı ve kendimi tanımadığım, pul pul dökülmekte olan bir tavana doğru yükselirken buldum. Aşağıda kalan bedenime baktığımda, başımın etrafında kavisli bir biçimde büyüyen bir kan gölcüğü gördüm. Sonra beni gökyüzüne doğru kaldıran karanlık şekle baktım ve yumruklarımı sıktım. Kahrolası Ölüm. Kıçına tekmeyi basacaktım. Kolumu onun elinden çekip kurtardım ve Dünya’ya düştüm. Reyes hemen önüme dikildi; kara cüppesi arkasında dalgalanıyordu. Ama o sırada çoktan savurduğum kolum Reyes’m çenesine isabet etti. Reyes başlığını indirip kusursuz yüzünü ortaya çıkardı ve “Bunu neden yaptın?” diye sordu. “Ah.” Mahcup mahcup omuz silktim. “Senin Ölüm olduğunu sandım.” Reyes’m yüzünde bir sırıtış belirdi ve çekici gamzelerini ortaya çıkardı, benim de sırtımda bir ürperti dolaştı. “O sensin” dedi kaşlarını alaycı bir tavırla kaldırarak. “Evet, Ölüm benim. Bunu biliyordum.” Pek de çekici olmayan bir biçimde yere serilmiş olan vücuduma baktım. “Ee, öldüm mü?”