Amador’un yüzünde çok hoş bir tebessüm belirdi. “Yalnız ca...
biz
asla...”
Karısına
baktı.
“Biz
sizin
gerçek
olduğunuzu
bilmiyorduk.”
“Ne demek istiyorsunuz?”
“Siz Hollandalı’sınız” dedi Bianca.
Lakabımı duyunca kalbim yerinden oynadı. Bana öyle seslenen
tek kişi Reyes’tı.
“Siz onun rüyalarındaki kızsınız.”
“Işıktan yapılma olan” dedi Amador.
Rüyalarındaki kız mı? Ölüm meleği olduğumu bilmiyorlar
mıydı? Muhtemelen hayır. O bilgi parçacığı ellerinde olsa, beni
görmekten o kadar memnun olacaklarını sanmıyordum.
Koltukta öne kayarak, “Bir dakika” dedim, “ne rüyası?
Rüyasında beni mi görüyor?” Bu iş gitgide güzelleşiyordu.
Bianca ağzını kapatıp gülerken Amador. “Durmadan sizden
bahsederdi” dedi. “Lisedeyken, bütün kızlar onu nefes almaktan
bile çok isterken de konuştuğu tek konu sizdiniz.”
“Ama sizi gerçek hayatta hiç görmediğini söyledi, o yüzden
sizin gerçekten var olup olmadığınızı bilmiyorduk.”
“Yani, haydi ama” dedi Amador. “Işıktan yapılma, güzel bir
kız, ha? Bu arada, o kısmı anlamış değilim. Yani, beyazsınız,
falan.”
Bianca adamın omzuna vurup bana döndü. “Amador’la ikimiz
Reyes
hakkında
daha
çok
şey
öğrendikçe,
gerçekten
var
olduğunuza daha çok inanmaya başladık.”
Tek kelimeye odaklanarak, “Demek güzel olduğumu söy lüyordu” dedim.
Bianca sırıttı. “Hep öyle derdi.”
Vay be! Bu, bütün gün duyduğum en şahane şeydi. Tabii, saat
hâlâ erkendi, ama burada olmamın bir sebebi vardı. De ri