“Peki. Şey, daha önce tanıştık mı?”
“Hayır” dedi Amador. Birbirlerine baktılar, başlarını iki yana
salladılar, sonra bana dönüp başlarını sallamaya devam ettiler.
Pekâlâ. “Şey, o zaman sadede geleyim.” Amador’a bir kez daha
kötü kötü baktım. “Reyes Farrow nerede?” Kahretsin, son derece
ciddiydim. Ama adamın yüzünde yalnızca hoşnutluk belirince
afalladığımı itiraf etmeliyim.
“Onun nerede olduğunu bilmiyorum. Yemin ederim.”
İkisi birlikte başlarını sallıyorlardı. Bu iş komik olmaya
başlamıştı.
“Yeter” dedim ellerimi kaldırarak. “Neler oluyor?”
Bianca bile kıkırdamamak için kendini zor tutuyor gibiydi.
Sinirim öyle bozuldu ki, yumruklarımı belime dayadım. “Bir şey
mi kaçırdım? Yani, sizler gerçekten... şey gibi görünüyorsunuz...
Ne bileyim, mutlu gibi. Saatin mutlu o lmak için fazla abuk
olduğunu hatırlatmama gerek var mı?”
“Ah, mutlu değiliz” dedi Bianca mutlu mutlu.
Sonra anladım. Daha doğrusu gerçek, karnıma yumruk gibi
indi. Kim olduğumu biliyorlardı. “Aman Tanrım, Reyes size
benden mi bahsetti?”
Başlarını öyle hızlı sallıyorlardı ki, bu başlar neredeyse
titreşiyordu. Ve yalan söylüyorlardı.
Reyes’m öyle bir şey yapacağına inanamayarak ayağa kalktım
ve oturma odalarında volta atmaya başladım, bu arada bir
Transformer’a iki kez takılarak tökezledim. Yavaş öğreniyordum.
Dişlerimin arasından,
“Buna inanamıyorum” dedim.
Onlara
döndüm. “Size kendisinin ne olduğunu söyledi mi? Ha? Ha? Tabii,
söylemedi.”
En iyi arkadaşına Şeytan’m pis,
aşağılık oğlu
olduğunu söylemiş olamazdı. Ah, hayır.
Bir iki saniye sonra, ikisinin de güldüğünü fark ettim. Durup
onlara bir an baktıktan sonra tekrar koltuğa çöktüm. “Tamam,
alınmayın ama... ne oluyor?”