“Lütfen, içeri gelin. Dışarısı buz gibi.”
“Onu öylece içeri mi davet edeceksin?” dedi Amador. “Ya seri
katilse? Ya da sapığın tekiyse? Biliyorsun, peşime düşen bir sürü
sapık var.”
Kadın benden özür dilercesine gülümsedi. “Peşinde kimse yok.
Sırf beni kıskandırmak için öyle diyor.”
Kadın
beni,
zeminine
her
türlü
oyuncak
saçılmış
olan
muhteşem bir oturma odasına götürürken sırıtmaktan kendimi
alamadım.
Kadın ortalığı toplamaya başladı ve “Dağınıklığın kusuruna
bakmayın” dedi. “Misafir beklemiyorduk.”
“Ah, lütfen, zahmet etmeyin.” Kendimi zaten yeterince kö tü
hissediyordum.
Amador, “Tabii ki misafir beklemiyorduk” dedi. “Saat sabahın
üç buçuğu. Kes şunu.”
Kadın içini çekerek kocasının yanma oturdu; itiraf etmem
gerekirse onlar da evleri kadar göz alıcılardı. Çok güzel bir
çifttiler.
“Muhtemelen Amador’un kim olduğunu biliyorsunuzdur” dedi
kadın. “Ben de Bianca.”
“Ah, özür dilerim.” Kendimi tanıtsam iyi olurdu. “Adım
Charlotte Davidson. Reyes Farrow’u hemen bulmam gerek. Be...
ben...” Kekeledim, sonra bana ağızları açık halde baktıklarını
görerek sustum.
Kendisine ilk gelen Bianca oldu. “Pardon, ne diyordunuz?”
Kocasına dirsek attı.
Tamam. “Hmm, yalnızca...”
Amador hâlâ bana dik dik bakıyordu. Bianca elini uzatıp
adamın ağzını kapattı. Gerginlikle kıkırdayarak, “Aslında bu
kadar kaba insanlar değiliz” dedi.
“Ah, hayır, sorun değil. Mesele saçım mı?” Saçımı mahcup bir
tavırla düzelttim.
“Hayır. Yalnızca... sizi gördüğümüze biraz şaşırdık.”