Ceketime daha sıkı sarınıp kapıyı tekrar çaldım, böylece
içeridekilere gitmeye niyetimin olmadığını göstermiş oldum.
Verandanın ışıklarından biri yandı, bulanık bir şekil vitraylı
camdan bana baktı. Sonunda bir anahtarın çevrildiğini duydum
ve biri kapıyı temkinli bir tavırla açtı.
“Evet?” Otuzlarının başındaki, Latin bir adam bir gözünü
ovuşturuyor, diğeriyle bana bakıyordu.
Kimliğimi gösterdim ve çenemi kastım. “Reyes Farrow nerede?”
Adam elini indirdi ve bana yarı deli, yarı akıl hastanesi
kaçkınıymışım gibi baktı. “Reyes Farrow diye birini tanımıyorum.”
Kollarımı kavuşturdum. “Sahi mi? Böyle olsun istiyorsunuz,
ha? Amcamın bir APD dedektifi olduğunu ve onu yirmi dakika
içinde buraya getirebileceğimi söylemiş miydim?”
Adam hemen savunmaya geçti. “Hazır telefonu eline almışken
teyzeni de arayabilirsin. Ben hiçbir şey yapmadım.” Amma da
aksiydi.
“Amador!” Azarlayıcı bir sesle konuşan bir kadın adamın
arkasından geldi. “Kabalık etmeyi bırak.”
Adam mahcup bir tavırla omuz silkip yana çeki