“Keşke bilsem. Sana sahte bir e-posta adresi alıp ona mesaj
gönderdim. Postalarını arada bir kontrol etmen gerek.” Bana
üzerinde kullanıcı adı ile şifre yazan bir kâğıt parçası verdi.
Sonra yüzü yumuşadı. “Reyes iyi, Charley. Bundan eminim.”
Reyes’m adını duymak bile ciğerlerimdeki havanın boşal masına sebep oldu. Oksijen eksikliğinden yüzüm morarmadan
konuyu değiştirmeye karar verdim. Mor bana en çok yakışan bir
renk değildi. “Sahibe Kadifeçiçeği çatlağın teki. Ve bence Mimi
saklanıyor.”
Cookie bana tebessüm etti. “Sana katılıyorum, iki konuda da.
Bence Mimi neler olduğunu biliyordu ve isteyerek saklandı.”
“Onu
bulacağız.”
Başımın
bir
hareketiyle
Cookie’ye
söz
verdikten sonra bir kâse soğuk kahvaltılık gevrek yiyip duş almak
için eve yollandım. Bagajdaki Ölü geçiş yaptığı için, sıcak duş
alacaktım. Tilki.
Tenimin üzerinde kayan bir doku hissettiğimde, yatağıma ne
zaman yattığımı bile hatırlayamayacak durumdaydım. Üzerimde
sıcak bir şey dolaşıyordu. Bir elektrik akımı. Gözlerim pır pır
ederek açıldı, penceremin altında, yerde oturan Bay Reyes
Alexander Farrow’a baktım. Reyes beni izliyordu.
Cisimsizdi, o yüzden odadaki diğer nesneleri boğan karanlığa
rağmen, varlığının her bir akıcı çizgisi görünürd ü; her biri akıl
çeliciydi; gözlerimi, okyanusun hipnotize edici dalgaları gibi
kendine çekiyordu. O çizgileri hissettim, gözlerimi ovalarda ve
aşağıdaki vadilerde gezdirdim.
Döndüm, yorganımın içine iyice gömülerek ona baktım. Gerçek
sesimin mahmur bir yankısıyla, “Öldün mü?” diye sordum.
Reyes, “Fark eder mi?” diyerek sorumu geçiştirdi.
Sapık-hayranı
Elaine
Oake’taki
siyah-beyaz
fotoğrafta
oturduğu gibi oturuyordu; bir bacağını kıvırmış, kolunu üze