rine atmış, başını duvara yaslamıştı. Bakışlarının yoğ unluğu beni
esir almıştı. O bakışların ağırlığının altında nefes almak zordu.
Dünyada en çok istediğim şey, yanına gidip sert bede ninin her bir
santimini keşfetmekti. Ama buna cesaret edemedim.
Yanına gitmemeye karar verdiğim anı sezmiş gibi gülümsedi,
başını eğdi. “Küçük, kasvetli kız” derken sesi karamel gibiydi;
öyle tatlı, pürüzsüz ve akıl çeliciydi ki, ağzım resmen sulandı.
“Eskiden seni saatlerce izlerdim.”
Bu düşüncenin bana verdiği mutluluğu bastırmaya çalıştım.
Onun
beni
izleyişinin
düşüncesi.
Bana
bakışının.
Beni
inceleyişinin. Reyes’m bunu yine de hissettiğinden emindim. Konu
kendisi olduğunda, ne kadar hafif bir kadın olduğumu biliyor
olmalıydı.
“Salıncaklara
gitmek
için
parkta
koşturuşunu,
parlayan
saçlarının omuzlarına ve sırtına düşüşünü izlerdim. Dondurma
yediğinde dudaklarının kızarışını. Ve gülümseyişini.” Reyes derin
bir nefes verdi. “Tanrım, gülümseyişin göz kamaştırıcıydı.”
Benden yalnızca üç yaş büyük olduğundan, bu ifade o kadar da
sapıkça değildi. Sesinin derin tınısındaki çağrıyı, beni ona çeken,
kâbus gibi tahrik eden enerjiyi hissedebi Ɨ