Test Drive | Seite 210

ren telefon konuşmasına değinmek için, “Telefon konuşman nasıl geçti?” diye sordum. Garrett’m kimi aradığım ve neden aradığını merak ediyordum. “Şahane. Çalışanlarımdan biri eksildi.” Biraz irkilerek, “Neden?” diye sordum. Garrett bana çapkınca sırıttı. “Bana seni takip etmeyece ğime söz verdirdin. Seni takip ettirmeyeceğime dair hiçbir şey söylemedin.” Iç çektim. Yüksek sesle. “Seni pislik!” “Lütfen” dedi ve Cookie’nin inmesine yardım etmek için cipimin diğer tarafına geçti. Misery’nin inilip binilmesi en kolay araç olmadığını itiraf etmeliydim. Cookie şaşırarak, “Teşekkürler” dedi. “Bir şey değil.” Garrett bizi sokakta ilerletip bahçesindeki yabani otların temizlenmesi gereken ufak, beyaz, kerpiç bir eve yöneltti. “Seni yedi gün yirmi dört saat izleyen bir adamım var.” Ben yanında yürürken bana tepeden baktı. “En azından öyle olduğunu sanıyordum. Görünüşe bakılırsa dün akşamki adam işi bırakma vakti gelmeden bir şeyler atıştırmak için mola vermeye karar vermiş. Sabahın üçü gibi” dedi. Başımı salladım, dişlerimi öfkeyle sıktım. “Mesajı almamış olabilirsin diye söylüyorum, hayatın tehlikedeydi.” Arka cebinden bir kâğıt çıkardı. “Göğsümden bıçaklandığımda mesajı gayet net bir biçimde aldım.” Yan tarafıma baktım. Cookie kararlı bir tavırla başını sallayarak yüzde yüz yanımda olduğunu gösterdi. Garrett gözlerini devirdi. Hiç profesyonelce davranmıyordu. “Bıçaklanmadın. Sana kesik atıldı. Hem senin şu Sahibe Kadifeçiçeği’nden haber aldım; bu arada, gerçekten adı Sahibe Kadifeçiçeği mi ha?” Cookie heyecanla, “Ne dedi?” diye sordu. Komikti. “Eh, dediğin gibi...” başıyla Cookie’yi işaret etti, “ona öl üm meleği olduğumu söyledim, o da bana ben ölüm meleğiysem