döşenmişti. Kır evi tarzında hoş bir biçimde dekore edilmişti.
Bay Kirsch’ün o kadar zamandan sonra bile kalbinde taşıdığı
acıyı anlıyordum. “Rapora göre, bütün lise öğrencileriyle bizzat
konuşmuşsunuz. Gözünüze çarpan bir şey oldu mu? Rapora
ekleyeceğiniz kadar önemli olmadığını düşündüğünüz bir şey?”
Adamın dudakları incelerek dümdüz bir çizgiye dönüştü. Uzun
bedenini doğrultarak küçük bir göle bakan pencereye yürüdü.
“Gözüme çarpan birçok şey vardı” diye itiraf etti. “Ama ne kadar
uğraşsam da, hiçbirinin ne anlama geldiğini çözemedim.”
“Tanıklara göre” derken dosyayı alıp kucağımda açtım, “Hana
o gece bir partiye gitmiş olabilir ya da olmayabilirmiş. Oradan
erken saatte ve yalnız ayrılmış olabilir ya da olmayabilirmiş. Ve
eviyle aynı yolun üzerindeki benzin istasyonuna yürümüş olabilir
ya da olmayabilirmiş. Birbiriyle çelişen o kadar çok ifade var ki,
parçaları birleştirmek zor.”
“Biliyorum” dedi adam bana dönerek. “Ben onları birleştirmek
için iki yıl uğraştım, ama zaman geçtikçe herkesin hikâyesi daha
da muğlak hale geldi. Neredeyse delirecektim.” Böyle durumlarda
insan
hep
neredeyse
delirirdi.
Hedefi
on
ikiden
vurmaya
çalışacaktım. O noktada içimden bir ses, bana eski şerifin hiçbir
şeyin üstünü örtmeye çalışmadığını söylüyordu, ama bundan emin
olmalıydım. “Raporunuzda oğlunuzla konuştuğunuzu, onun da
partide
olduğunu
ama
kızı
orada
görmediğini
söyleyen
çocuklardan biri olduğunu yazmışsınız.”
Adam derin derin iç çekerek tekrar karşıma oturdu. “Sanırım
bu kısmen benim suçum. Annesiyle ikimiz o hafta sonu ta tildeydik ve resmen evi terk ettiği takdirde onu öldüreceğimizi
söyledik. Önce başı belaya girmesin diye partiye gitmediğini
söyledi. Ama birkaç çocuk bana onun orada olduğunu söyleyince
oğlum gerçeği kabul etti. Ama ağzından bundan başka