Test Drive | Page 207

“Biliyor musun” dedim cipimden inerken, “bu dava bittiğinde ona katılmaya ne dersin? Yani, kuzey iyi bir yön.” “Washington’a gitmeliyiz.” “Kulağa hoş geliyor.” Cookie fikrini değiştirerek, “Ya da New York’a” dedi. “New York’u çok seviyorum.” Başımla onayladım. “Ben New York’tan sadece arkadaş olarak hoşlanıyorum, ama varım.” Temsilciler Meclisi Üyesi Kyle Kirsch’ün babası, zamanında göz korkutucu biri gibi görünüyordu. Uzun boylu, inceydi, şimdi bile safi kastı. Kırlaşmakta olan kum rengi saçları ve keskin, gök mavisi gözleri vardı. Emekli olsa da olmasa da, tam bir kanun adamıydı. Duruşu, hareketleri, bilinçaltmdaki bütün alışkanlıkları suçluları haklamakla geçen uzun, başarılı bir kariyere işaret ediyordu. Bana kendi babamı hatırlatıyordu, bu da kalbimde bir sızı hissetmeme sebep oldu. Babama çok kızgındım, ama onun için çok endişeleniyordum. Şimdiki zamanın iyiliği adına, endişeye odaklanmaya karar verdim, ikimiz uzun uzun konuşacaktık. Ama şimdilik Bay Kirsch’ün Hana Insinga’mn kaybolması olayına karışıp karışmadığını öğrenmem gerekiyordu. “Vakayı dünmüş gibi hatırlıyorum” diyen Bay Kirsch dosyayı, avına bakan şahin gibi süzdü. Gözünden pek bir şeyin kaçtığını sanmıyordum. “Bütün kasaba onu bulmak için elbirliğiyle çalıştı. Dağlara arama ekipleri gönderdik. Yüz millik çevredeki her kasabaya ilan ve bülten dağıttık.” Dosyayı kapattı ve ürkütücü gözlerini benimkilere dikti. “Hanımlar, bu bir türlü elde edemediğim şeydi.” Cookie’yle birbirimize baktık. Deri kanepede yanımda otu ruyor, kalemiyle not defterini hazırda tutuyordu. Kirsch’lerin evi Holstein ineklerinin siyah beyaz renklerinde ve New Mexico yer şekillerinin gözü rahatsız etmeyen bronz renklerinde