Garrett bir an çenesini kastı. “Sonra gelsem nasıl olur?” “iyi
olur.”
Garrett kapıya doğru ağır ağır giderken durup bana baktı.
“Cookie’nin Taurus’unun eski sahibiyle görüşeceğim. Bu ak şamüstü evde olacak. Müsait misin?”
Cevap
vermek
için
birbirine
yapışık
dişlerimi
ayırdım.
“Müsaidim.”
“Bilgileri Cookie’ye bırakacağım. Şimdi birine telefon etmem
gerek.”
Kendime sakinleşmek için bir iki dakika izin verdim ve
Garrett’m çıkmadan önce
nedense öfkelendiğini fark ettim.
Onunki uzak durmamın iyi olacağı patlayıcı bir öfkeydi. Sonradan
keyfini kimin bozduğunu öğrenmem gerekecekti.
Ofislerimizi birbirinden ayıran kapı açık olduğundan Cookie,
“Bay Kirsch bizi bu öğleden sonra bekliyor” diye se slendi. “Karısı
şehir dışındaymış,
ama
bize
Hana
Insinga
vakasıyla ilgili
bildiklerini memnuniyetle anlatırmış.”
Ayağa kalkıp kapıya yürüdüm. “Orası buradan neredeyse üç
saat uzakta. Yola çıksak iyi olur.”
“Vaka dosyasını da görmek istediğini söyledi.”
“Tabii.”
Eşyalarımızı toplayıp dünyanın en güzel yerlerinden birine,
Taos, New Mexico’ya yapacağımız yolculuk için kapıya yöneldik.
“Garrett’a Sahibe Kadifeçiçeği’nin adresini verdim, bir de
kısaltılmış versiyonunu” dedi Cookie Misery’ye binerken. “Ona eposta yollamak, ölüm meleğinin onunla temasa geçmesini neden
istediğini öğrenmek istiyor. Ama şimdilik, neşelenmene yardımcı
olacaksa
yolda
sana
ayıp
fıkralar
anlatabilirim.”
Kontak
anahtarını gülümseyerek çevirdim. “Bir şeyim yok. Kızgınım, o
kadar.”
“Kızgın olmakta sonuna kadar haklısın. Ben de kızgınım,
oysaki kimse bana saldırmadı. Ya da beni kasap bıçağıyla
t