“Erkek. O...”
“Yehova Şahitleri’nden birine benziyor mu?”
Cookie gözlerini şaşkınlıkla kırpıştırdı. “Hmm, hayır. Birden
Yehova Şahitleri’yle sorunumuz mu oldu?”
“Ah, hayır. Hiç de öyle değil. Bu sabah iki tanesinin yüzüne
kapıyı
kapattım.
Peşimden
adamlarını
göndere bilirler
diye
düşündüm.”
Cookie başını iki yana salladı. “Gelen Bob Amcan.”
“Daha da kötüymüş. Ona dışarıda olduğumu söyle.”
“Peki, sence şu kadar zamandır kiminle konuştuğumu sa nacak?”
“Hem” dedi Bob Amca, Cookie’nin yanından geçerken, “se sini
duydum.”
Bana
azarlayıcı
bir
bakış
attı.
“Yazıklar olsun,
Cookie’den senin için yalan söylemesini istiyorsun, ha? O Ye hova
Şahitleri’ne ne yaptın?”
“Hiçbir şey. Onlar başlattı.”
Amcam karşıma oturdu. “Dün geceyle ilgili ifaden lazım.”
“Merak etme. Çoktan yazdım.”
“Aa, öyle mi?” Neşelenerek ona uzattığını kâğıdı aldı. Okurken
yüzü düştü. “Bir ses duydum. Kötü bir adam bana bıçak salladı.
Eğildim ve boğazını kestim. Son.” Derin bir iç çekti. “Eh, üzerinde
biraz çalışılması gerek.”
Ben de acı bir sesle, “Ama ben zavallı bir kızım” dedim. “Ne de
olsa babamla ikiniz için düzinelerce vaka falan çözmedim. Ne de
olsa
o
güzel,
yormamahyım.
küçük
Değil
aklımı
mi?
ayrıntılar
Hiçbir
şev
gibi
çirkin
hakkında
şeylere
hiçbir
şey
bilmemeliyim.”
Amcam uzun bir an çenesini kastı; muhtemelen ofisimden eli
boş çıkma ihtimalini hesaplıyordu. İfademi bir dosyaya koyarken,
“Bunu daha sonra yapsak nasıl olur?” diye sordu, “iyi olur.”
Bob
Amca
çaldırdı.
“Evet?”
ayağa
kalkarken
Cookie
hoparlörlü
telefonu